RABBimiz yaptığımız her işin ALLAH katında güzel bulunan işlerden olmasını ve onu icra ederken de güzelce icra etmeyi nasip etsin. Namazın güzeli var, tavuğun yeri gagalaması gibi kılınanı var. Sadakanın güzeli var, rencide edeni var. ilmin güzeli var, sapmak ve saptırmak için kullanılanı var. Yetenekler de böyledir. Bütün güzelliklerin kemali güzel bir şekilde icra edildiklerinde ortaya çıkar. Yoksa olmamış meyve gibi belki karın doyurur ama tat vermez.
Belki de insanları kabaca ikiye ayırmak mümkün: Bir kısmı sadece görünen dünyada keyif çatabiliyor. Diğer kısmı ise keyfini ancak anlatılan dünyada sürebiliyor.
Ona acıyordu, acımaktan savunmasızdı da; uğruna üzüldüğü kişi acı çekmese bile, onu, belki de kendi umutsuzluğunu simgeleyen bir eşyanın yanında düşünmek yetiyordu: emayesi dökülmüş bir çamaşır leğeni, durmadan taşan sütle simsiyah olmuş küçücük bir elektrik ocağı.
Herkes bir şey yapmaya mecbur. Herkesin bir talihi var. Ne bileyim, ben, bu talihi kendinden, iç dünyasından bir şeyler katarak yaşamayı seviyorum. Yani sanatı seviyorum. Belki o bizi ölümün en iyi, en rahatça kabul edebileceğimiz çehreleriyle karşılaştırıyor. Şurası muhakkak ki, bir insanın hayatı bazen bir sanat eseri kadar güzel olabiliyor.