"Benim hikayemi duymak ister misin, Bella? Mutlu bir sonu yok ama hangimizin var ki? Eğer mutlu sonlara sahip olsaydık, hepimiz mezar taşlarının altında yatıyor olurduk."
Nedense, hayatta geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belala bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket n kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka ve merhamet göstermek isteriz.
Bella senden önce, hayatım tıpkı aysız bir gece gibiydi. Çok karanlık, ama yıldızlar vardı, sebepler... Ve sen, gökyüzüme bir meteor gibi girdin. Ve bir anda her şey yanmaya başladı, parlaklık vardı, güzellik vardı. Sen gittiğinde ve meteor ufka düştüğünde, her şey simsiyah oldu. Hiçbir şey değişmedi ama gözlerim ışık yüzünden kör olmuştu. Artık yıldızları da göremiyordum. Ve artık hiçbir şeyin bir anlamı yoktu."
Bu duygunun adı ne olursa olsun önemli değildi. Birbirlerine saldırdılar ve hak iddia ettiler; mücadele ederken, birbirlerine daha da yakınlaştılar. Arzunun çukuru dipsizdi, ıstırabın uçurumu kaçınılmazdı. Bu yakınlık, acılarını hafifletmenin bir yoluydu, ama bu yöntem bağımlılık yapıyordu; sadece birbirlerine sıkıca sarılmakla rahatlayabiliyorlardı.