Bazı felaket anları, kısacık bir anın içinde patlayıverir ve görüş berraklığına yol açar: Yumruğunuzu bır pencere camına vuracak olsanız, kan ve kırmızı lekeli cam kırıkları her yere saçılır; bir pencereden düşseniz kemikleriniz kırılır ve yaralanırsınız. Dikişler atılır, alçıya alınırsınız, sargı bezleri ve antiseptik yaraları korur ve onarır. Fakat depresyon, ani bir felaket değildir. Daha çok kansere benzer: Başlangıçta oluşan uru dikkatli bir göz bile göremez ve bir gün -baam!- beyninizde veya midenizde veya omzunuzda üç kiloluk ölümcül bir ur vardır ve kendi bedeninizin ürettiği bu şey, sizi gerçekten öldürmeye çalışmaktadır. Depresyon buna çok benzer: Veriler, yıllar boyunca, yüreğinizde ve aklınızda yavaş yavaş birikir ve sisteminizde yaşamı giderek daha da çekilmez kılan, tümüyle olumsuz bir bilgisayar programı şekillenir. Ama siz bu gelişmeleri farketmezsiniz, bunların bir şekilde normal olduğunu, büyümekle, sekiz yaşına veya oniki veya onbeş yaşına girmekle ilgili şeyler olduğunu sanırsınız ve bir gün bütün yaşamınızın dayanılmaz, yaşamaya değmez ve korkunç olduğunu, insanlığın bembeyaz tarihinde kara bir leke oluşturduğunu farkedersiniz. Bir sabah, yaşamaktan korkarak uyanırsınız.
Kücük günahlar konusu da böyledir Kücük günahları basit görmiyerek onlardan şiddetle sakınanlar sonunda ebedi saadete ulaşacaklardır. Çünkü küçük günahlar, büyük günahları davet ederler. İşte o yüzden Hz. Ali söyle diyor:
insanoğlu iman edince ilkin kalbinde beyaz bir nokta belirir. İmani kuvetlendikçe beyazlık artar. İman olgunluğunun son noktasına eriştiği zaman ise gönlü bembeyaz olur.
insan oğlu münafık olunca ise ilkin kalbinde siyah bir nokta belirir. Münafıklığı arttıkça siyahlık da artar. Münafık olgunluğunun son noktasına eriştiği zaman ise gönlü simsiyah kesilir.
Gökyüzü pırıl pırıldı. İçinde bembeyaz uçuşan yıldızlara göre karanlıktı ama yine de pırıl pırıldı; sanki orada muazzam bir ışığı örtmekte olan kadife bir perde vardı, sanki parıldayan yıldızlar sadece o perdedeki delikler ve yırtıklardı, o anlatılmaz aydınlık da oralardan sızip öyle parlıyordu.