Son günlerde Binnur sabahları bile şarap içıneye başlamıştı. İçkinin astıma iyi geldiğini söylüyordu. Üstü kapalı bir biçimde sormuştu doktora. "Öyle saçma şey olmaz" demişti doktor. Oralı bile değildi Binnur. "Herkes bir türlü ölür. Ölürsem ben de böyle ölürüm. Sen ne karışıyorsun?" diyerek omuz silkmişti.
Sen beni hep dünkü geceden uykusuz sandın, oysa bir ömür uykusuz kaldım ben. Uyku dediğin ne ki, ölümün kız kardeşi. Uykunun ölümden tek farkı rüyalar belki de...
Geceyi katlayıp cebimde taşıyorum,lazım olur diye biraz hüzün saklar gibi.Sonra biri "İyi misin?" diyor,ben yine konuyu havaya çekiyorum.(...)Çay soğuyunca anlıyorum bazen,bazı şeyler geri dönmüyor.Yine de pencereyi kapatmıyorum;belki rüzgâr gelir,belki içim biraz yer değiştirir.
Ben Muhammed Muhyiddin Üftâde.Ömrüm bir mücadele ile geçti.Herkesin imtihanı başkaydı gerçi lakin ben mücadelemi hep nefsimle ettim.Bildim ki nefs dedikleri en büyük düşmandır.Seninle ama sana düşman.Onu yenmek için bir ömür verdim.O ne denli inat ettiyse ben o kadar sebat ettim.Yine de terk etmedi beni,yine de bırakıp gitmedi.Ömrümün son vakitlerinde dahi onunla cenk halindeyim ben.Ve biliyorum ki ben ölmeden o ölmeyecek.
Ben, gece yarısı, kaldırımlara bayılırım. Gece yarısı kaldırımların hürriyetine, kimsesizliğine vurgunum. Ben de kimsesiz ve hürüm, ben de kaldırım çocuğuyum.