Su serin,
çınar ulu,
ben şiir yazıyorum,
kedi uyukluyor,
güneş sıcak,
çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…!
Ben istiyorum ki meşguliyetim olsun. Elimde bir işim olsun. Bekleyecek bir şeylerim olsun.. Telefonun başında çocukların aramasını bekleyeyim, pencerenin kenarında çocukları, torunların bana uğramasını bekleyeyim, ağaç yapraklansı diye bekleyeyim, salatalıklar çiçek açsın diye bekleyeyım, domates kızarsın diye bekleyeyim. Öyle şeyler. Zaman kolay geçsin istiyorum ben. Başka derdim yok. Ölüm kapımı çalana
kadar bir şeyler oyalasın işte beni.
Ne kadar mustarip olursanız olun, güneş bu ıstırabın arasında er geç bir çatlak buluyor, oradan altın bir ejder gibi kayıyor. Sizi iç mahzeninizden çıkarıyor, bir yığın imkanı bir masal gibi anlatıyor. ''Sanki, bana inan, ben her mucizenin kaynağıyım, her şey elimden gelir; toprağı altın yaparım. Ölüleri saçlarından tutup silker, uykularından uyandırırım. Düşünceleri bal gibi eritir, kendi cevherime benzetirim. Ben hayatın efendisiyim. Bulunduğum yerde yeis ve hüzün olamaz. Ben, şarabın neşesi ve balın tadıyım'' diyordu.