"Evet, doğru, ben kendi yaşantımdaki güzelliklerin tadına varmak yerine, başkalarını kıskanarak, onlar gibi yaşamanın peşindeymişim bugüne kadar. Kendimi daima şanssız, başkalarını da hep şanslı gördüm. Kendimi buna inandırdım. Başka hayatlara bakarken pembe, kendi hayatıma bakarken ise siyah camlı gözlük kullanıyordum. Çıplak gözle bakmayı hiç denememiştim. Bunu neredeyse ilk kez burada yaptım ve yaşamın gerçek renklerinin çok daha güzel olduğunu fark ettim. İşte o andan itibaren, şans diye peşinden koştuğum şeyin, anlamını yitirmeye başladığını gördüm. Bundan sonra, gözlerimle yaşam arasına hiçbir şeyin girmesine izin vermeyeceğim. Doğruyu görene kadar bakmaya devam edeceğim. Ve artık başkalarından çok kendi hayatımla ilgileneceğim. Meğerse ihmal ettiğim ve görmezden geldiğim ne kadar çok şey varmış. Mutsuzluklarımın büyük bir kısmının, mutluluklarımı yok saymamdan kaynaklandığını anlıyorum."
"Ama ben, dünyaya gelmiş olmanın, bir şanstan çok, bir tesadüf olduğuna inanıyorum. Bence asıl şans, dünyanın size istediğiniz gibi bir hayat sunmasıdır. Eğer istediğiniz hayatı yaşamıyorsanız, belki de dünyaya gelmiş olmanız bir şanssızlıktır. Çünkü nerede, ne zaman ve hangi koşullarda dünyaya gözlerinizi açacağınızı seçemezsiniz."
"Ama o bunu hak etmiyor."
"Bu dünyada herkes başkasının cezasını çeker."
"O hâlde onun cezasını ben çekeyim."
"O zaten senin cezanı çekiyor. Annen seni bu kadar severken onu ağlattın. Eğer senin yerine beni sevseydi ağlamazdı."