Türkçe, on bin senelik ve matematiksel yapısı hiç değişmemiş bir dil. Farsça, Arapça almıştır ama matematiksel yapısı değişmemiş; kökler, takılar var. Latincede de vardır bunlar. Türkçenin ses uyumları var, hepsi de geometriktir. Kurallara göre kelimeyi türetirsin, sokaktaki adam da anlayabilir bunu. Bir örnek vereyim: Benim yaptığım kuramlardan bir tanesi elektronların –ben eksicik derim– birbirinden aradaki itmelerle kaçışması olayı, molekül yapısına bunlar tesir ediyor. Kuramını yapmıştım, adı “Electron Correlation”. Sokaktaki Amerikalı, hatta tahsilli Amerikalı dahi anlamaz. “Correlation” on tane ayrı manaya gelen bir kelime. Ben oturup Türkçelerini de buluyorum, “eksiciklerin kaçınımı” dedim buna da. Sokaktaki bir şoföre söylesem eksili bir şeylerin birbirinden kaçış olayı diye gözünün önüne bir şey gelir.
Bir de bu özelliği var Türkçenin. Ben diyorum ki dünyadaki bilim adamları oturup “Ortak bir yayın dili lâzım, nasıl bir dil olabilir?” deseler ve de Haçlı kafasından kendilerini kurtarabilseler, eminim ki Türkçe gibi bir dili ya da Türk dillerinden birini seçerler. Ayrıca şimdiki yazımızın bir özelliği daha var, bunu da bozmaya çalışıyorlar ama, yazdığın gibi okur, okuduğun gibi yazarsın.
Devam et.
Sürekli umut verip ortada bırakmaya devam et.
Sakın ha sakın hiç durma! Ben güçlüyüm çünkü.
…
Ama gücüm bitti be kadın!
Gücüm bitti be sevgilim!
Gel,ben seninle tanıdım bu duyguyu
Ben seninle buldum sevginin yokluğunu.
Senden öğrendim
Bedenden önce ruhun yorgunluğunu.
Senden öğrendim bıçak yarasını,
Gece veren ağrısını.
Senden öğrendim ben belki de,
Senden öğrenmişimdir uzaktan sevmeyi.