Bunu okumak cidden zordu. Herhalde bu dönem okurken sıkıldığım kitaplardan biri oldu. Ben Cahit Sıtkı Tarancı'nın hayatını güzelce öğreneceğim ve şiirleri ve yazar kişiliği ile ilgili bilgi alacağım diye düşünürken, bir de baktım yazılan her şey sürekli tekrar ediyor ama böyle bir iki kere falan değil ama sürekli. Sanki yazan kişiye senin 150 sayfa yazman zorunlu demiş, o da 46 yıllık bir hayat yaşamış Cahit Sıtkı Tarancı'nın hayatını nasıl 150 sayfaya sığdırabilirim ki diyerek her şeyi uzatmış ya da bol bol tekrar etmiş. Zaten yazım yanlışları ve noktalama işaretleri hatalarına girsem, bu yorum bitmez. Hiç beğenmedim. Sadece şiir kısımları güzeldi, yazar hakkında daha fazla öğrenmek güzeldi ve yazar kişiliği ile bilgi almak kısımlarını geçiyorum. Denk gelirseniz almayın. Gidin başka kitap alın. Bu çok kötüydü. 2026 yılının en hayal kırıklığı kitapları arasına gireceği kesin.
Cahit Sıtkı TarancıAlper Germiyanlıoğlu · Siyah Beyaz Yayınları · 202053 okunma
Avucunuzdaki Kelebek – Ahmet Şerif İzgören
Bu kitap, kişisel gelişim türünde olmasına rağmen kuru öğütler veren bir eser değil. Ahmet Şerif İzgören, günlük hayattan örnekler, gerçek hikâyeler ve samimi anlatımıyla okuru sıkmadan düşündürmeyi başarıyor. İletişim, insan ilişkileri, sorumluluk alma, başarı ve hayata bakış açısı gibi konuları sade bir dille ele alıyor.
Kitap okuyucuyu yargılamak yerine kendi hayatına dönüp bakmaya davet ediyor. Birçok bölümde "Ben olsaydım ne yapardım?" sorusunu sorduruyor. Hikâye anlatımı sayesinde mesajlar doğrudan nasihat gibi gelmiyor; doğal bir şekilde zihinde yer ediyor.
Özellikle insan ilişkilerini geliştirmek, motivasyon kazanmak ve olaylara farklı açılardan bakabilmek isteyenler için keyifli bir okuma deneyimi diye bilirim. Akıcı dili sayesinde kısa sürede okunabilen, ancak üzerinde uzun süre düşünülebilen kitaplardan biri.
Samimi, düşündürücü ve akıcı bir kitap. Kişisel gelişim okumaya yeni başlayanlar için de oldukça uygun bir eser.
“Az yaşa, çok yaşa, akıbet gelir başa…”
"Sen bu mektubu aldığın zaman, ben sonsuzluğun kucağında hissiz uyumuş olacağım. Oh ne iyi!.. Çünkü benim için hissetmenin acı çekmekten başka manası yoktur."
Türk edebiyatınında ilk yerli polisiye romanlarından biri sayılan Hüseyin Rahmi Gürpınar 1921'de tefrika edilen ve 1942'de kitaplaştırılan Kesik Baş adlı romanı Türk klasiklerinden Türkiye İş Bankası Kültür yayınlarından 168 sayfalık polisiye romanını yazarın mizahi şekilde yazdığını ve sürükleyici bir anlatımı olduğundan kısa sürede keyifli okunacak bir tavsiye olduğunu söyleyebilirim.
Yazarın kendi deyimiyle "zabıta romanı" dır.
Geleneksel polisiye unsurlarını ( zeki dedektif, çaylak yardımcı, mantık yürütme gibi) İstanbul'un yerel kültürünü o dönemin İstanbulunu toplum yapısını inançlarını psikolojilerini şiveleriyle harmanlar.
Eser, sarhoş bir halde evine dönmeye çalışan Nafiz Efendi'nin gece vakti düştüğü bir kuyuda bezlere sarılı, boyanmış kesik bir insan başı bulmasıyla başlar. Düşmeden önce de aslında kollarının arasında lahanası vardır. Eve dönüş yolunda sırf kayınvalidesi ile uğraşmamak için almıştı.Kuyuda da lahanasını alırken hemen hemen aynı büyüklükte ikinci bir lahananın olduğunu düşler. Oysa bu düş kabusu olacaktır. Bu korkunç sırrı çözmek için görevlendirilen deneyimli zabıta memuru Remzi Efendi ve çaylak yardımcısı Seyit Efendi, İstanbul'un arka sokaklarından İtalya'ya kadar uzanan gizemli ve komik bir macerada başlar.
‟Adalet, aradığını kaçırmaz. Bazen geç olur, güç olur ama ezeli intikam nihayet yerini bulur. ˮ
Polisiye severler için , yaz döneminde keyifli bir kitap arayışında olanlar için ya da Türk edebiyatında yeni bir yazarla tanışmak isteyenler için Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Kesik Baş adlı romanı iyi bir başlangıç olabilir okuyacaklar için keyifli
Seri gerçekten hiç beklemediğim kadar güzel ilerliyor. Sıkılmadan uzun zamandır böyle akıcı bir seri okumamıştım. Elder ve Pim arasındaki ilişkinin duygusal kısmı beni çok etkiliyor. Karakterler hakkını veriyor, aşk hakkını veriyor ve çiftin tüm o yaralarına rağmen birbirine çekilmesi ve uzak duramaması beni büyülüyor. Finalde çok kötü şeyler yaşandı ve yazarın daha önce okuduğum serisindeki ana karakter karşımıza çıktı ve ben şok oldum. Konuları birbiriyle paralel olunca yazar böyle bir hoşluk yapmış belli ki, çok güzel olmuş diye bilseydim keşke ama içim cız etti okurken o yüzden final kitabı elime geçer geçmez okuyacağım.
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa
Merhaba kitap dostlarım
Size Doğu kültürünü anlatan ama klişeleri yıkan bir kitapla geldim. Asla o bildiğiniz töre kitaplarından değil. Zenginlik, tılsımlı taşlar ama fantastik olmayan bir kurgu... Hani çocukken bize masal gibi anlatılan kara sevdalar, imkânsız aşklar, büyüler vardır ya; işte tam da öyle bir hikâye. Farklı dinler, bu dinlerin arasına örülen duvarlar ve onlara savaş açan aşklar...
Arap ve Süryani soyundan gelen Arjin, acıyı kalbinde, ihaneti sırtında hissettiğinde öyle bir ah eder ki bu ah, gelecekte canından çok sevdiği torunlarını bile etkileyecektir. Saruhanlılarla Koçakları bir araya getirmek onun en büyük gayesidir. Ancak yıllar geçse de düşman aileler aynı kini beslediği için bu kavuşma hiç de kolay olmayacaktır.
Bir de sırlar var tabii... İşte en sinir olduğum kısım da buydu! Saruhanlılar Aşireti ve Koçaklar, Arjin'den başlayarak yıllarca birbirlerinden kız alıp vermiş, adeta aile olmuşlar. Ama o sırlar yok mu... İnsan gerçekten çıldırıyor! Bir de ezelden beri düşman oldukları Eraslan Aşireti var tabii.
Ezra Saruhan ,babaannesinin ahını bilmektedir. Koçak soyundan bir kadına âşık olmaması gerektiğini bilir ama kalbine söz geçiremez. Tüm Mardin onun önünde diz çökerken, o "İki Gözüm" dediği kadının karşısında her defasında gönüllü olarak boyun eğer.
Firuze ise verdiği sözü tutmaya kararlıdır. İçini için için yakan bu aşka karşı duracak, kız kardeşinin intikamını alacak ve onu bir piyon gibi kullanan herkesten öcünü alacaktır. Ama bu uğurda belki en çok sevdiği kişi yara alacaktır.
Ama bilmedikleri bir şey vardır; onlar birbirlerinden uzak durdukça mıknatıs gibi birbirlerine çekilmektedirler. Aralarındaki aşkın aurası öylesine güçlüydü ki okurken mest oldum.
Mardin'in büyülü atmosferinde gizemli bir yolculuğa çıkıyoruz. Gizemli
"Dervişler, olaylardan çok olayların ardındaki gerçeğe ve esrara eğilirler. Yani faturayı başkalarına kesip tatmin olmayı tercih etmezler başkalarını suçlamazlar.
1925'ten önce dervişlik tasavvuf hayatının içinde olan erbabın bir kısmı kalemi bıraktı, sohbetle yetindi. Bir kısmı sohbeti terk etti, yazıp çizmeyi görev bildi. Bir kısmı da hiçbir alanla ilgilenmedi.
1930'lu 40'lı yıllarda yıllarla birlikte matbuat aleminde yeni bir nesil göründü bu asrın başında yetişen Gönül adamlarından feyz alan ve tasavvufi kültürün içinde yetişen insanlar: Mesela Abdülhakim Arvasi'nin yanında Necip Fazıl. Abdülaziz Bekkine'nin yanında Nurettin Topçu, Ahmet Remzi Akyürek ile Sadettin Evrin. Kenan rifai ile Semiha Ayverdi.
Bu insanlar Şeyh olmamalarına rağmen eserlerinin temel örgüsü tasavvufi neşve ile örülmüştü. Bu şahsiyetler; hikaye, roman, deneme, şiir, hatırat, fikriyat türü eserler de kaleme alsalar aşk merkezli bir hayatı anlatıyorlardı. Tasavvuf merkezli bir tefekkürü topluma sunuyorlardı, ahlak merkezli bir dünyanın hasretini çekiyorlardı. İnsanın bâtıni şifresine hitap ediyorlardı. Başka bir ifade ile dergahlarda anlatılan tasavvufi kültürü Yeni bir tarz ve usulle insanları arz ediyorlardı.
Bu alanın en velut yani doğurgan, üretken abide şahsiyetlerinden biri de Samiha Ayverdi idi.
Ilk baskısı 80 sene önce yapılan Yaşayan Ölü eseri Leyla'dan Seniye ye Seniye'den Leyla'ya yazılan mektuplarla, insanların ruh fotoğrafları çekilmektedir.
Aristokrat bir ailede büyüyen Kibirli ve şımarık bir öğretmenin Leyla'nın hayatı etrafında şekillenen roman ismini tasavvufi eğitim için kullanılan ve insanın tekamülünü anlatan ölmeden önce ölmek hikmetinden almaktadır. Tasavvuf klasiklerinde açıklanan terimler bu eserde bir roman üslubu ile insana aktarılmıştır."
Mustafa Kara Hocanın
Yaşayan ÖlüSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2009624 okunma