Akıllılık imtiyazıyla serbest yaşayanların bile ara sıra tutuldukları bir hâl vardır. Öfke... İşte bu herkesin uğradığı ani bir cinnettir. Göze bir şey görünmez, insan ayar, döver, keser, kırar, yakar. Öfke baldan tatlıdır, meseli işte bundan çıkıyor.
Sayfa 413·Kitabı okudu
Alıntı
"Kıl beşi, kurtar başı" ne kadar doğru?
Kaba sofular hakkında bu darb-ı meseli ben o güne kadar işitmemiştim. Onların düsturu "Kıl beşi, kurtar başı"dır, deniliyordu. Bu tekerleme bana çok dokundu. Tekerlemede deniliyordu ki: "Sen beş vakit namazı kıl, başını kurtarırsın.", "Din dediğin bundan ibarettir." manası çıkıyordu. Buna göre 5 vaktini kılan dünyada dilediği gibi hareket edebilecekti: yalan söyleyebilecek, gıybet edecek, menfaati için başkalarını aldatacak, kendisinden başkasını düşünmeyecek, ailesine ve cemiyete karşı sorumlu olmadığını zannedecek ve böylece başını kurtaracaktı. Heyhat, bu ne büyük gafletti. O akşam eve geldim. Bir formül buldum ve bir makale ile bu formülü açıklamaya çalıştım. İşte uyanıklığı temin için şöyle bir formül yaptım: "Kıl beşi, tut kardeşi, ye helal aşı, yap doğru her işi, bil sorumlu her kişi, ol hayır eşi, kurtar başı."
Sayfa 476·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Meselî ve meselükum kemeseli recülin evkadenâren./Benim ve sizin benzeriniz, ateş yakan ve ateşine pervane ve çekirgeler düşmeye başlayınca onları men'e çalışan kimsedir. Ben sizi ateşe düşmekten korumak için eteklerinizden tutuyorum; halbuki siz benim elimden kurtulmaya çalışıyorsunuz."
Sayfa 44 - Çelik Yayınevi·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Heybetli, güçlü bir samuray bir gün küçük bir rahibi görmeye gitmişti. Hemen itaat edilmeye alışık bir sesle, "Rahip!" diye bağırdı. "Bana cenneti ve cehennemi öğ-ret!" Rahip kudretli savaşçıya baktı ve onu küçümseyerek cevap verdi: "Sana cenneti ve cehennemi öğreteceğim, öyle mi? Sana hiçbir şey öğretemem ben. Aptalsın. Kirlisin. Samuray sınıfının yüz karası, utanç kaynağısın. Çekil karşımdan. Seni görmeye dayanamıyorum." Samuray çok otkelendi. Yüzü kıpkırmızı oldu, öfkeden dili tutuldu ve sarsılmaya başladı. Kılıcını çekti ve rahibi öldürmek için hazırlandı. Rahip, doğrudan samurayın gözlerinin içine bakarak yumuşak bir sesle konuştu: "İşte bu cehennemdir." Samuray, cehennemi göstermek için hayatını tehlikeye atan rahibin kendisine gösterdiği şefkati fark ederek donup kaldı. Kılıcını indirerek, şükran dolu bir halde rahibin dizlerine kapandı. Rahip yumuşak bir şekilde, "Bu da cennettir," dedi. ZEN MESELİ
Bir düzlükte karşısına öfkeli bir hayvan çıkan bir yolcuya dair nicedir anlatılan bir Doğu meseli vardır. Hayvandan kaçan adam kurumuş bir kuyunun içine girer, ama aşağı baktığında kuyunun dibinde ağzını açmış kendisini yutmaya hazırlanan bir ejderha görür. Talihsiz adam öfkeli hayvan tarafından öldürülmekten korkusuyla ne kuyudan dışarı çıkabildiği, ne de ejderha tarafından yenilmekten korkusu nedeniyle kuyunun dibine inebildiğinden, kuyunun içindeki bir çatlaktaki bir dalı yakalar ve ona tutunur. Ellerinde gitgide güç kalmamakta, o da az sonra kendisini yukarıda ve aşağıda bekleyen ölüme boyun eğmek zorunda kalacağını düşünmekte, ama gene de dala sıkı sıkıya tutunmaya devam etmektedir. Derken iki fare görür. Bir siyah bir de beyaz fare. Fareler sürekli onun tutunduğu dalın üzerinde gezinmekte ve dalı kernirmektedirler. Az sonra dal kopacak ve adam da ejderhanın ağzının içine düşecektir. Yolcu bunu görür ve ölümden kurtuluş olmadığını anlar. Dala tutunmaya devam etmekte, ama aynı zamanda etrafına da bakınmaktadır. Dalın yapraklarında birkaç damla bal görür. Bal damlalarına diliyle uzanır ve onları yalamaya başlar. Ben de aynı şekilde hayatın dalına tutunmuştum, biliyordum ki ölüm ejderhası beni bekliyordu, ondan kaçış yoktu ve o beni paramparça edecekti. Böylesi bir işkencenin içine neden düştüğümü anlayamıyordum. Beni bir zamanlar avutan o balı yalamaya çalışıyordum, ama o bal bana artık bir tat vermiyordu ve o siyah-beyaz, gece-gündüz fareleri benim tutunduğum dalı kemirmeye devam ediyorlardı. Ejderhayı apaçık bir şekilde görebiliyordum ve baldan da artık bir tat alamaz olmuştum. Sadece, kendisinden kaçış olmayan o ejderhayı ve de fareleri görüyor, onlara odaklanmış olan bakışlarımı bir başka yana çeviremiyordum. Ve bu bir mesel de değil, herkesçe anlaşılabilecek, o
suretler dünyalı olduğumuzu hatırlatan sezgilerimizdir. ben aynama suretimi hapsedip suya bırakalı çok zaman oldu. her an tutsağı olabileceğim bir nesneye bağımlı olmak istemiyorum. aynan sende kalsın çoban.