MURAT HAYDAROĞLU VE YAYINLADIĞI KİTAPLAR... KERİM ÖZBEKLER GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR Ankara'dan, Didim'e giderken Nazilli'de mola veren Yazar ve Şair Murat Haydaroğlu ile birlikte uzun süre edebiyat ve sanat dünyası'ndan söz ettik. O bana, 3 kitabını hediye etti. Ben de kendisine Aydın Yazarlar ve Şairler Derneği Başkanı Şükrü Öksüz'ün çıkardığı Aydın Efesi Yazı ve Şiir Dergisi ile 5-6 şiir kitabı. Bir tane Aslen Mardin'li olup Söke Milli Eğitim Müdürlüğü'nden emekli olan ve Söke'ye yerleşen Abdülkadir Güler'in 50 yılda başından geçenleri anlattığı bir kitap ile 3 hikaye kitabı armağan ettim. Çok güzel vakit geçirdik, benim içinde çevresi çok geniş olan böyle bir yazar ve şairi tanımak hoşuma gitti. Cumhuriyet'e ve Atatürk'e düşkünlüğüne ve tarihi bilgisine hayran kaldım. Gece Emekli Öğretmen-Yazar-Şair Abdullah Bedeloğlu'nu da eve davet ettim, Bedeloğlu'nun da dedeleri Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiş kimseler olunca muhabbet koyulaştı. Aşağıda, Murat Haydaroğlu'nu bir tanıyalım. *** 1957 yılında Ankara'nın Çubuk İlçesi'ne bağlı Meşeli Köyü'nde dünyaya gelmiştir, köyden çocuk yaşlarda ayrıldığı için köyde geçirdiği günleri hatırlamıyan Murat Haydaroğlu ve ailesi önce köyden kente göçün yaygın olduğu yıllarda önce Ankara'nın Çinçinbağları'na gelip yerleşir. Aile daha sonra Etlik Semtine yerleşir, Haydaroğlu ilk ve orta okulu Etlik'te bitirdikten sonra Ankara Motor Meslek Lisesi'ne kaydolur. Yüksek öğrenimi, siyasal ve ekonomik nedenlerle yarım kalır. Ortaokul yıllarından bu tarafa aletli jimnastik-boks-güreş vb. gibi sporlarla uğraşır. *** Okulu bitirdikten sonra bir ara EGO'da motor teknisyeni olarak çalışır, askerlik dönüşü ise toptan gıda ticaretine başlar. Büyük paralar kazanır, sonra emekli olur. Çalıştığı dönemlerde sendika işçi temsilciliği başta olmak üzere bir çok
"Yukarıdan aşağıya" yayılan kural tanımazlık hali, sosyolojide "elitleşmiş kuralsızlık" olarak adlandırılan ve toplumsal dokuyu en derinden yaralayan durumlardan biridir. Hukukun sadece "gücü yetene" işlediği bir düzende, en tepedeki aktörlerin (ister büyük sermaye ister kamu gücü olsun) kuralları esnetme değil, tamamen yok sayma imtiyazına sahip olduğunu gösterir. İmam os... cemaat sı..." meseli, tam olarak bu kurumsal çürümenin halk tabanındaki yansımasını özetler: Anomi. Toplumda kuralların anlamını yitirdiği, "Herkes yapıyor, ben neden yapmayayım?" veya "Büyükler çalarken ben neden kaldırıma masa koymayayım?" düşüncesinin hakim olduğu o tehlikeli boşluk. ​Kurumsal ve Mekânsal İşgalin Anatomisi ​Orman ve Doğal Alanların Gaspı: Vakıf üniversiteleri ve lüks konut projeleri... vb. sadece çevre suçu değil, aynı zamanda devletin "kamu yararı" tanımının ne kadar esnekleşebildiğinin açık kanıtıdır. Orman arazisi gibi dokunulmaz olması gereken alanların imara açılması, şehirdeki sıradan vatandaşın kaldırım işgalini psikolojik olarak meşrulaştırır. ​İmar Barışı ve Tahribat: Belirli aralıklarla çıkarılan "İmar Barışları", aslında kaçak yapıyı ve kural tanımazlığı ödüllendiren bir sistemdir. Zamanında ruhsat alan, vergi ödeyen ve kurallara uyan "şehirli" vatandaşın cezalandırıldığı, "ben yaptım oldu" diyenin ise kârlı çıktığı bir ortamda şehirlilik kültürü yeşeremez. ​Estetik ve Mimari Anarşi: Yalıya veya köşke ek kat çıkmakla, gecekonduya can balkon eklemek arasında zihniyet olarak hiçbir fark yoktur. İkisi de ortak estetiğe ve hukuka karşı bir saldırıdır. ​Şehirlilik Bir "Mekan" Değil, "Hukuk" Meselesidir ​Şehirlilik kültürü sadece opera binası veya geniş bulvarlarla gelmiyor; bir kişinin kendi mülkündeki istinat duvarını bile yaparken topluma karşı sorumlu olduğunu
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: "Benim ve sizin meseliniz; ateş yakmış olan bir zâtın meseli gibidir. Ağustos böcekleri ve pervaneler, o ateşe düşmeye başlarlar. O zât da onlara mâni oluyor (düşmemeleri için çalışıyor). Ben de (o ateşe, Cehennem'e düşmeyin diye) sizin belinizden tutuyorum. Hâlbuki siz, elimden kaçmaya çalışıyorsunuz." (Sahîh-i Müslim)
Fazilet Takvimi
Kurabanın olayım Ya Rasulullah
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Benim ve sizin meseliniz; ateş yakmış olan bir zâtın meseli gibidir. Ağustos böcekleri ve pervaneler, o ateşe düşmeye başlarlar. O zât da onlara mâni oluyor (düşmemeleri için çalışıyor). Ben de (o ateşe, Cehennem’e düşmeyin diye) sizin belinizden tutuyorum. Hâlbuki siz, elimden kaçmaya çalışıyorsunuz.” (Sahîh-i Müslim)
Din
Bir düzlükte karşısına öfkeli bir hayvan çıkan bir yolcuya dair nicedir anlatılan bir Doğu meseli vardır. Hayvandan kaçan adam kurumuş bir kuyunun içine girer, ama aşağı baktığında kuyunun dibinde ağzını açmış kendisini yutmaya hazırlanan bir ejderha görür. Talihsiz adam öfkeli hayvan tarafından öldürülmekten korkusuyla ne kuyudan dışarı çıkabildiği, ne de ejderha tarafından yenilmekten korkusu nedeniyle kuyunun dibine inebildiğinden, Ellerinde gitgide güç kalmamakta, o da az sonra kendisini yukarıda ve aşağıda bekleyen ölüme boyun eğmek zorunda kalacağını düşünmekte, ama gene de dala sıkı sıkıya tutunmaya devam etmektedir. Derken iki fare görür. Bir siyah bir de beyaz fare. Fareler sürekli onun tutunduğu dalın üzerinde gezinmekte ve dalı kemirmektedirler. Az sonra dal kopacak ve adam da ejderhanın ağzının içine düşecektir. Yolcu bunu görür ve ölümden kurtuluş olma dığını anlar. Dala tutunmaya devam etmekte ama aynı zamanda etrafına da bakınmaktadır. Dalın yapraklarında birkaç damla bal görür. Bal damlalarına diliyle uzanır ve onları yalamaya başlar. Ben de aynı şekilde hayatın dalına tutunmuştum, biliyordum ki ölüm ejderhası beni bekliyordu, ondan kaçış yoktu ve o beni paramparça edecekti. Böylesi bir işkencenin içine neden düştüğümü anlayamıyordum. Beni bir zamanlar avutan o balı yalamaya çalışıyordum, ama o bal bana artık bir tat vermiyordu ve o siyah-beyaz, gece-gündüz fareleri benim tutunduğum dalı kemirmeye devam ediyorlardı. Ejderhayı apaçık bir şekilde görebiliyordum ve baldan da artık bir tat alamaz olmuştum. Sadece, kendisinden kaçış olmayan o ejderhayı ve de fareleri görüyor, onlara odaklanmış olan bakışlarımı bir başka yana çeviremiyordum. Ve bu bir mesel de değil, herkesçe anlaşılabilecek, o çürütülemeyecek hakikatin ta kendisidir. İtiraflarım (sayfa 26)
1000Kitap
Özgür Olma Meseli ;
İnsanın düşünceleri tarifi mümkün olmayacak şekilde mükemmel bir makina gibidir Kimisi ona zincirler vurdurur , farklı kişilerin çıkarı için savunduğu ideolojilerle Çok azının düşünceleri zincir tutmaz Onlara ne zincir vurabilir ne de hüküm edebilirsiniz Söylemlerle zehirleyip hüküm edenler , en büyük zavallılardır ! Özgür insan düşüncelerine zincir vurdurmayanlardır ! Toplanın okurlarım Size -Özgür ve Kusursuz- insanı öğretiyorum Size gerçek kendinizle tanışmayı öğretiyorum Otoritesiz ve özgürce ! Ben sizin sadece dostunuzum Sizden bir çıkarım yok Ben sizin İÇİNİZDEN BİRİYİM ! Başımıza geç gibi bir şeylerde söylemeyin bana Baş olmak benliğime bir ihanettir Ben sadece sizin bilincinizi temizlemek için elinde kalem tutan genç bir çocuğum Bir önemim yok ! Sadece insanım İnsan olamayanların aksine ben Sadece İNSAN olabildim !
Edebiyat