(arkakapakyazısı)
“Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı hiç görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç, çok geçmeden yerini hayal kırıklığı ve kaosa bırakır.
Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’u, başladığı gibi bitiriyor: “Ertesi gün hiç kimse ölmedi.”
Çevre ülkelerdeki hayat, doğum, hastalık, ölüm rutininde yaşanmaya devam ederken, yılbaşı gününden itibaren, o bilinmeyen ülkede ölüme hayali bir sınır çekilmişçesine, hiç kimse ölmemişti. Hastane yatağında yaşlılık ve hastalıktan son nefesini vermesi beklenen ülkenin kraliçesi ve O’nunla aynı durumdaki pek çok kişinin, bir gün önce ölüm döşeğindeyken ölmediği kısa zamanda fark edilmiş, bu durumla ilgili haberler, ülke çapında hızla yayılmıştı. Ölüm, neden bu ülkeyi terk etmişti? Kimse bunun cevabını bilmiyordu. Araştırmalar, toplantılar yapılıyordu birkaç yerde. Haberin yayılması genişledikçe, başta medya olmak üzere her kafadan bir ses çıkmaya, her meslek dalı, her topluluk ölümsüz olmanın getireceği sıkıntıları bir bir kendi bakış açılarına göre değerlendirmeye başlamıştı. Çıkan bunca sesten sonra gazetelere:
‘Yeni Yıl Yeni Hayat’
‘Şimdi Ne Olacak Halimiz?’
Başlıkları atılmıştı. Asıl öykü ve toplumdaki değişimler bu noktadan itibaren kendini gösterdi esasen. İnsanoğlunun, gerek toplumsal, gerekse bireysel olarak sınırları ya da sınırsızlıkları da diyebiliriz, bundan sonra yaşanacaklarda görülecekti maalesef.
Duyduğu ilk anda herkesin ‘ne kadar