15. BÖLÜM
🌹 İnci🌹
Yorgunluk ve uykusuzluk pençeleriyle beni adeta mağlup etmişti. Göz kapaklarımın ardında, bilincim kaybolmuş, uyku ile uyanıklık arasında savruluyordu. Bedenim ağır, zihnim sisliydi. Bu uyuşukluk anında, uzaktan gelen, hafif ama belirgin bir kapı tıklaması duydum. Ne bir tepki verebildim, ne de o kurşun ağırlığındaki göz kapaklarımı zorlayıp açabildim. Belki de bu da, o alacakaranlık rüyalardan biriydi. Sesler, bir fısıltı gibi, zorlukla ulaşıyordu. Ancak, duymaktan ziyade hissettiğim bir şey vardı: bana yaklaşan, yavaş ve temkinli adım sesleri. Yanımda birinin varlığını, odayı dolduran yabancı bir nefesi kesin bir şekilde duyumsadım. Üzerimdeki örtü, görünmez bir el tarafından nazikçe gerilip omuzlarıma kadar çekildi. Demek ki hissettiğim serinlik gerçekti; boşuna üşümüyordum. Bu şefkatli dokunuş, rüya olamayacak kadar gerçek, bir hayal olamayacak kadar sıcaktı. Açılmamak için direnen göz kapaklarımı büyük bir gayretle araladığımda, karşımdaki siluet Aslı’nın minyon hatlarına hiç benzemiyordu. Bakışlarım netleştiğinde, görüş alanıma giren o tanıdık çehreyle kalbim yerinden oynadı.
Yine oydu...
Yine Serkan.
Bir yay gibi gerilerek, saniyeler içinde yataktan doğruldum. Kalbim, uyku mahmurluğunun oluşturduğu sersemliğe inat, deli gibi çarpmaya başladı. Şaşkınlığım ve bu perişan halimin verdiği utanç, yanaklarımda sıcak bir kızarıklığa dönüştü. “Uyandırmak istememiştim,” dedi. Sesi, her zamanki gibi ölçülü, sakin ve odayı bir anda huzurla dolduran o tınıdaydı. “Sorun değil, çok bile uyudum,” diye kekeledim. Sesimi toparlamaya, üzerimdeki o savunmasız halden sıyrılmaya çalışıyordum. “Bu sefer direkt yoğun bakım servisine gittim ama seni orada göremeyince buraya geldim,” dedi, bakışlarını bir an bile üzerimden ayırmadan.