Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı susamıyorum sevgilim çünkü havada sesimi doğuran bir esir var bütün çilingirleri sofralara çekerek kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum kapısında kaldıkları sahiden evleri mi? bir kilidi açmak kolay değil o kadar hırsızın belki de yoktur kabahati! ** selam ile insan insana iliklenir başında ortasında ve sonunda yine selam çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim ** bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov! kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül ** ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar ** çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor ** bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan vardım ki seni sevdim seni sevdim evler arasından bir evdin
DERGAH
Bence de gitme !
Gitme yavrum, demişti. Sana güvenirim ama şeytan var. Oranın havasından mıdır, parasından mıdır, gidenler azı azıveriyor. Beni dinlersen gitme,
Sayfa 65·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bence de gitme
Tüm gruplar küfürlü sözler kullanıyor, biliyorsun. Annem şarkılarda küfür olmamasında ısrar ederse ömrüm boyunca hiçbir konsere gidemeyeceğim.
TÜRK'E İKİNCİ ÖĞÜT (...) Varsa dostun dipçiğindir, öp de omzunda taşı, Merde hürmet eyle, nâmerdi görünce çat kaşı, Bak nasıl rapteyledin etrafı, Moskof kardaşı, Bence senden çok küçüktür eski tarihin yaşı, Âsmana kak temel arzeyle de mi'mâra Türk! Âsmana kak temel'den maksadım tayyâre yap, Cehli kahrettikçe idrâkinle fenne, ilme tap, Gitme mâzînin karanlık yollarından, garbe sap, Varsa İblisin külâhı, sen atik davran da kap, Sıç da giydir düşmen-i bîdâd olan eşrara Türk! (...) Kendi mülkünde garibâne dilendin din için, Tıpkı beygirler gibi döndürdü şeyh âyin için, Sırtta heybe, cerre çıktın gâfleti telkîn için, Pek fedakârane yandın bir Kureyşî kîn için, Çal da söylet bunları sâzındaki evtâra Türk! Gönlünü dinî tufeylîden temizle gün gibi, Aşka îman et de durma vuslata küskün gibi, Çektiğin âlâm-ı eyyâmı unutma dün gibi, Aç gözün, çıldırma bir Leylâ için Mecnûn gibi, Bir marazdır bu; de geç, âşıktaki efkâra Türk!
Sayfa 259·Kitabı okudu
Alıntı
Bir Yazar Bir Kitap
BEN SÖZLERİ * Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim. Kimi zaman şeytan dokunmuş düşünü hayra yoramayan Havva, kimi zaman af dileyerek kırk yıl gözyaşı döken Âdem gibiyim. 15 * Parmaklarımın ucunda yükselerek bir pencere aralığından, batan güneşi gördüğüm günden beri, gökyüzünün rengini, yeryüzünün derdini seçebilirim; ışıklı, bulutlu, denizliyim. 15 * Her ben dediğimde “Affola,” diyesim geliyor oysa. Ben desem bile bu bambaşka bir ben oluyor. Azaplardan azabennâr seçiyorum. Nâr üzeri dört elif, imlâları bozuyorum. 15 * Ben ki, hep özne oldum ömrümün cümlesinde, lâkin hiç eylem olamadım. 16 * “Hiç yara almam,” sanırken aldığı yaralardan tanınan biriyim ben. En şaşılacak yerde kurağa düşmesem adım çöl olmazdı. Kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. 16 * Bahtı da tahtı da müjdeleyen Hüma değildim. Turnaydım, gölgem vardı. Habbeyi kubbe eden, ha demeden hayran olan bir kalbin sahibiyim ben. 16 * Ukde düğüm. Benim hâlim düğüm düğüm. Kördüğüm. 17 * Gece geçtiğim yollara sabah olup da gündüz gözüyle baktığımda gördüm uçurumları. Cahilin cesareti. Şimdi sağa çektim bekliyorum. 17 * Hâlâ içimde dar günlerimin kırkıncı odası hâlâ yüreğimde çatlamayan sabır taşı. Hayret! Tufan kopmuş çoktan ama boğulan olmadı. Kocaman bir bulut geldi, üstümde durdu. Sesim geliyor, kendim görünmüyorum. 18 * Yalandır anlaşılmaz olduğum; kalbim açık, dersim açık, yazım açık. Ama kim bir hikâye kahramanına dönüştürüldüğünde kendisini zahmetsiz tanıyabilir? 18 * Bu gece çok ağlayacağım, bunu tarihler yazmayacak ama kâtipler yazacak. Tarihler yazmasın. Ben kendimin tanığıyım. Ama bana hangi lisanla sual edeceksiniz şimdi? 18 * Ben buraya bıçak sırtında yürüye yürüye, sehiv secdesinde bile yanıla yanıla, mahya
TİMAŞ
Çok zaman geçmeden ülke bir savaşa sürüklenir. Kral kuvvetlerini toplar fakat güçlü ve büyük bir ordu toplayan düşmanı karşısında savaşı kazanacağına dair pek umudu yoktur. Bahçıvanın yanındaki çocuk, “Artık yeterince büyüdüm ve eğer bana bir at verirseniz savaşa gidebilirim,” der. Etrafındaki adamlar ona gülüp, “Biz gittikten sonra gidip ahıra bak, kesinlikle senin için bir at bırakacağız,” derler. Hepsi gittikten sonra çocuk ahıra girer ve atı çıkarır; bir ayağı sakat olan bu at seke seke yürür. Çocuk ata biner ve karanlık ormana doğru yol alır. Ormanın kıyısına gelince üç kere “Demir John!” diye bağırır. Sesi öyle yüksektir ki ağaçlardan yankılanır. Yabani Adam anında oraya gelerek “Ne istiyorsun?” diye sorar. “Güçlü bir savaş atı istiyorum, çünkü savaşa gitme niyetindeyim.” “İstediğini alacaksın. Hatta istediğinden de fazlasını.” Yabani Adam arkasını dönüp tekrar ormana girer. Çok zaman geçmeden ağaçların arasından yanında da bir savaş atıyla seyis çıkagelir. At son derece öfkelidir ve zapt etmesi pek zordur. Atın hemen arkasından da kılıçları güneşte parlayan, tamamen demir zırhlar içinde bir savaşçı alayı gelir. Çocuk üç ayaklı sakat atını seyise verip yeni atına biner ve askerlerin önünden atını sürer. Savaş meydanına geldiklerinde Kralın askerlerinin çoğu çoktan ölmüş ve savaşı kaybetmesine ramak kalmıştır. Çocuk, demir zırhlı askerleriyle son sürat meydana gelir, düşmanın üzerine tıpkı bir kasırga gibi dörtnala atılır ve karşısına çıkan her birini devirip geçer. Düşman kaçmaya başlasa da çocuk peşlerini bırakmaz ve son düşman askerine kadar hepsini haklar. Gel gör ki sonra Krala dönmek yerine, savaşçılarını alıp onları dolambaçlı bir yoldan ormana götürür ve Demir John’u çağırır. “Ne istiyorsun?” diye sorar Yabani Adam. Oğlan da “Atlarını ve savaşçılarını geri
Alıntı