hukuk talebesi

İlk Atsız okumam
5/10
·308 syf.··
2026 8. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 07:45
Kitap metaforlarla dolu. Türk büyüklerinin isminin geçtiği yerler vs. Mantıksal olarak bakacak olursam Selim Pusat şizofreni hastası ve karısını aldattı. Edebi olarak bakacak olursam ruhu geçmişte kalan, yolculuk yapan bir adam gibi görünüyor. Kitabın sonunu yine anlamadım, adam öldü mü, delirdi mi, geri dönecek mi oğlunun söylediği gibi? Bu tarz sürüyle sorum var. Askerlik ve Türklük övgüsü çok fazlaydı, Nihal Atsız’ın bu yönünü çok sevdim. Babasının deniz subayı olmasının payı büyüktür muhakkak. Askeri buhranları da iyi işlemiş, daha önce buna benzer bir kitap okumamıştım. Kitapta Geri Gelen Mektup şiirini de kullanmış ve sanırım bu kurgunun altında onun da gerçekliği yatıyor. Erkekler kafada kurmaya kadınlardan daha yatkınlar, şuana kadarki hayat tecrübemle bunu söyleyebilirim. Başlığı, Ruh Adam’a uyan bir romandı kesinlikle. Selim Pusat’ın canından çok sevdiği askerlik mesleğini kaybettikten sonra dönüştüğü ruh adamı anlatıyor. Kötü bir şey yaşadıktan sonra içine kapanıp asosyalleşmek iyi bir şey değil. Karısı ve çocuğuyla alakadar olsaydı delirmezdi ama çoğu erkek, elindekinin kıymetini bilmez. Ayşe Pusat çok güçlü bir karakter, her erkeğin hayalidir kendisine muhtaç bir karısının olmaması, kocası yokken kendisini geçindirebiliyor, halbuki o da kocası gibi bencillik yaparak genç bir erkeğin peşinden koşabilirdi. Bu çok bencilceydi kesinlikle, karısını, hayat arkadaşını ihmal etti, zavallı kadına bir kere bile sarılmadı, kadını sürekli ağlattı. Nankör insan evladı… Ayrıca kralcılıktan kasıt nedir anlamadım? Şuan monarşi olsaydı ben bir kız çocuğu olarak istediğim okulun, istediğim bölümünü okuyup; bu kadar rahat okuyup, yazıp, konuşabilir miydim? Yaşasın Cumhuriyet! Kitabın bu yönleri eksik ve sanırım yazar bu kanaatte ama kadının gücünü göz ardı etmiş. Kadın yine
Edebiyat
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Haklı bile olsa eşkıyalık doğru mudur?
3/10
·438 syf.··
2026 3. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 15:49
100.kitabım olduğu için inceleme yapmayı kendime borç bilirim öncelikle. ;)) Romanımız Adana’da geçiyor. Romanın geçtiği Çukurova düzeninde ağalık yapısının toplumsal etkisi oldukça güçlü görünüyor. Kendi memleketim Trabzon’un toplumsal refleksleriyle kıyasladığımda, böyle bir otoriteye karşı daha hızlı ve sert bir tepki oluşabileceğini düşünüyorum. Ben bunun biraz da ikliminden kaynaklı olduğunu düşünmekteyim. Soğuk iklimlerde insanların daha sabırsız ve itaatsiz olduğu kanaatindeyim. Tam tersine sıcak iklimlerde ise insanların daha sessiz ve itaatkar olabileceklerini gözlemliyorum. Araştırdığımdaysa geçmişte, Adana’da işçilerin çok kötü koşullarda muamele görüp çalışmak mecburiyetinde kaldıklarını ve emeklerinin de sömürüldüğünü öğrenince üzüldüm açıkçası. Ağanın, Memede ve ailesine olan karşı tavrı, ister istemez Memed’i kine teşvik etti. Bir ekmeği bile çok görüp emeklerinin üzerine çökmesi çok zalimceydi. Romanın ağalık düzenini eleştirmesini anlamlı bulsam da, İnce Memed’in şiddete başvurmasının yer yer meşrulaştırılmış gibi sunulması beni rahatsız etti. Modern hukuk devleti anlayışında hak arama yönteminin bireysel silahlanma değil, hukuk yolları olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle kamu görevlilerine yönelik silahlı çatışmalar, yaşam hakkı ve kamu düzeni açısından ciddi sorunlar doğurabilecek fiillerdir. Rahatsız olduğum en önemli nokta, İnce Memed’in jandarma ve askerlere karşı şiddete başvurmasının romanda normalmiş gibi sunulmasıydı. Yaşar Kemal’in bunu, niçin bu şekilde sunduğuna, empoze etmeye çalıştığına anlam veremedim, kitapta eşkıyalık övülüyor mu, diye de düşündüm. Ağalık düzenine karşı çıkışı anlaşılabilir olsa da, devlet görevlilerine silah doğrultulmasını doğru bulmuyorum. Bu nedenle romanın eşkıyalığı romantize ettiğini düşünüyorum. Hatçe
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,3bin okunma
Bir içli inceleme:
6/10
·240 syf.··
2026 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2026 22:19
Duygusallığı ve gerçekliği yüksek bir romandı. İlk Ayşe Kulin deneyimimdi ve kalemini sevdim. Bu romanın yayımlandığı tarihte, kıymetli hemşerim ve sayın Erzincan valisi Recep Yazıcıoğlu yaşıyordu, belki okumuştur da. Kitapta, pkk terör örgütü belasının sabotaj ve eylemlerinden bahsedilmiş ve bu engellere rağmen nasıl başarılı olunduğu anlatılmış. Her şeyi devletten beklemeyip halkın da bir şeyler yapması gerektiğini söyleyen bir valiye tarihimizde sahip olmak büyük bir şeref. Keşke onu koruyabilseydik ve fakat şehit düştü. Allah, böyle bürokratlarımızın sayısını artırsın inşallah. Aynı isimli filminde, Erdal Beşikçioğlu canlandırdı sayın valimizi. Yıllar sonra o da Etimesgut belediye başkanı oldu ve onu da çok başarılı buluyorum. Halkın halinden anlayan, burnu havada olmayan, halkla olan, nereden geldiğini ve gücünü nereden aldığını bilen yönetici olmalıdır. Şuan en büyük sorunun bu olduğunu ve siyasilerin ya da bürokratların, bizi hiç ama hiç anlamadıklarını düşünüyorum. Kitapta valiyle İnönü’nün hayali dertleşmelerini de sevdim. İsmet İnönü de çok başarılı bir bürokrattı, insanlar nasıl eleştirir anlamadım. Bir kadın olarak bu kadar rahat yazabiliyorsam onun sayesindedir. O, şeriatçıları susturup haklarımızı korudu, günümüz konjonktüründen baktığımızda belki de daha fazlasını asmalıydı diye düşünüyorum; 2. Dünya Savaşı’ndan da bizi korudu ki bu bile başlı başına yeterli bir sebep onu sevmek için; Türk kadını daha da, köle/cariye olarak yaşayamaz zira (şeriat gelseydi maalesef bu olacaktı) ! Kıtlık vardı evet ama en azından bütün olarak kalabildik. Sonrasında Özal’ın yaptıkları da malum: pkk’yı güçlendirdi, Irak’taki Kürtleri ülkeye alıp vatandaşlık verdi vs. Herkes de özal’ı övüp İnönü’yü kötülüyor ki bu da yanlış. Onun dışında kitapta sık sık, “ulaşamadığın yer
Hayata Dair
KöprüAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20138,8bin okunma
Kahrolsun istibdat !
10/10
·260 syf.··
2026 1. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 00:00
Anayasa hukuku hocamızın önerisiyle başlamıştım bu kitaba. Sadece metrolarda gidip gelirken okuyabildim, vakit bulamadım ve sonunda tamamladım. İnsanların; beyan ettikleri fikirler yüzünden, şahsi düşünceleri ve kimlikleri yüzünden, kim olduklarına bakılmaksızın içeri alındıkları bir distopyaydı bu! Daha doğrusu bir gerçeklik maalesef ! Türkiye’de yaşanmış ve çok ciddi bir gerçeklik! Bu uğurda Sabahattin Ali gibi kıymetli yazarları dahi kaybettik. 2.Dünya Savaşı’ndan dolayı bunların yaşandığını anlayabiliyorum fakat yine de insanlar, özgürce eleştirebilmeliler! Rıfat Ilgaz da bunu yeren bir dille anlatmış ! Toplumun yetişmesi için gerçekten mühim olan bir öğretmenin bu duruma düşmesi içler acısı ! O dönemlerde işkence gördüğü için hiç çocuğu olmamış ama bir sürü çocuk okutmuş kıymetli sanatçı Turgay Tanülkü geldi aklıma. Çok yazık gerçekten de ! İnsanlar fikirlerini açıkça söyleyebilmelidir zira insan olmanın gereği budur, bizi diğer canlılardan bu özelliğimiz ayırır. Milli ve dini değerlere hakaret etmek değildir elbette bu ! Fakat yine de orta nokta, Aristoteles’nun dediği gibi altın orta bulunmalıdır! Fikir beyan edebiliriz ama bu, ülkeyi bölmek isteyenler için bir seçenek olmamalıdır ! Misal terörist başı fikir beyan EDEMEMELİDİR ! Ama gariban öğretmen, fakirliği eleştirmiş çok mu? Kaldı ki eskiden öğretmenler pazarcılık yaparlarmış, o kadar fakr-ı zaruret içinde imiş memleket ! Rıfat Ilgaz da bunu eleştirmiş toplumcu bir sanatçı olduğu için ki gayet anlaşılır ! Çok beğendim !
Karartma GeceleriRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 20175,5bin okunma
Abartılan kitap
1/10
·107 syf.··
2025 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2025 11:27
Bu kitabın abartıldığını düşünüyorum, nobellik değil kesinlikle. Kitabın çevirisi de son derece kötüydü, “inşallah ölürsün, Allah kahretsin.” Müslüman mı bu adamlar?!! Ayrıca kitapta Türklerden de söz edilmiş, anlam veremedim. “Hey Türk!” Diye bağırdıkları bir sahne vardı Santiago’nun arkasından. Bazen bazı kitap, film ve dizilerin çok abartılarak göklere çıkarıldığına tanık oluyorum. Bundan kat kat iyi kitaplar okumuşluğum vardır. Sanki insanlarda da “herkesin övdüğünü eleştirmek bana düşmez” tarzında bir tavır varmış gibi. Kimse bir şey de diyemiyor, her şeyi eleştirebiliriz oysa. Ben pek sevemedim, beklentiyi karşılamıyordu zira. Bu olayın bin beteri Türkiye’de her gün yaşanıyor, bizim olaylarımızı duysalar küçük dillerini yutarlar herhalde! Okumasanız da olurdu çünkü zaten bildiğiniz olaylar… 2 abi, düğün sabahı terk edilen kız kardeşleri için “namus cinayeti” işlerler, son derece klasik. Kolombiya’da da varmış demek ki bunlar… puanım 10 üzerinden 2. Bu puan çok bile ! Metroda güzel aktı.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma