Kitap, büyük ölçüde fikirler üzerine kurulu; yoğun diyaloglardan ziyade ana karakterin iç dünyasında gelişen çatışmalarla ilerleyen bir yapıya sahip. Bu nedenle okurken metnin içine tam olarak giremediğimi belirtmeliyim. Günümüzde sıkça karşılaştığımız aşk —ya da sözde sevgi, her ne ad verilirse verilsin— bu romanda oldukça çarpıcı bir örnekle karşımıza çıkıyor. Birinin bizi koşulsuz sevmesi gerçekten yeterli midir? Bir insanın hayatını kökten değiştirdikten sonra “sevgim bitti, özgürlük istiyorum” diyebilmek ne kadar mümkündür?
Benjamin Constant, bu soruları ana karakter üzerinden etkili biçimde yansıtarak, pek çok okurun Adolphe’tan tiksinmesini sağlayacak bir kurgu kurmayı başarmıştır. Bunun bu denli gerçekçi olmasının nedeni, yazarın kendi hayatından esinlenmiş olması, hatta belki de doğrudan yaşadıklarını aktarması olabilir.
Ellénore’un sevgisi gerçekten bir sevgi midir, yoksa bir arayışın sonucu mudur? Ters bir perspektiften bakıldığında bu soruları sormak da mümkündür. Ancak sonuçta ilişkilerin temelinde karşılıklı emek vardır. Bir taraf çabalayıp fedakârlık yaparken, diğer taraf konfor alanından çıkmıyorsa, bu durum kaçınılmaz olarak derin yaralar bırakır. Tıpkı Ellénore’un yaşadıkları gibi.
Ne kadar hayatımıza aldığımız insanlar konusunda seçici olmaya çalışsak da bazen Adolphe gibi kendi amacı için yaşayan birinin hayatına girip, onun hedefi hâline gelebiliriz. Ulaşıldıktan sonra ise anlamımızı yitirebiliriz. Sanırım bazı şeylerin yaşanması gerekir. Bu süreçlerden kaçınmaya çalışmalı; eğer kaçamıyorsak da en azından yaşananlardan ders çıkarmayı bilmeliyiz.
Puan: 7,5/10 – Adolphe, Benjamin Constant