Nermin

Nermin
@bennermin
1 Ocak 1989
13 okur puanı
Ocak 2024 tarihinde katıldı
Gerçek kötü kim?
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2024 8. kitabı
Her davranışı genetiğe ,biyolojiye, fizyolojiye, travmalara bağlamak bizi davranışlarımızın sorumluluğundan kurtaracak mi? Bu elbette rahatlatıcı çünkü kusurlarımızı düzeltmenin bizim elimizde olması zor olana karşı mesuliyet oluşturur.  Düşünün ki  'atalarımızdan miras kalan ve ne yazık ki bizim elimizde olmayan sebeplerle işlediğimiz günahların suçlusu biz değiliz. Genetik kodlarımızın emirlerini yerine getirmek dışında yaptığımız yanlış yok.'   Çok teskin edici değil mi?      Davranışlarımızın sorumluluğunu almamak için ürettiğimiz bahanelerin haz veren bir tarafı da var (bkz: kurban psikolojisi). Ve tarihte bu kadar çok travma temalı veya fizyolojik kaynaklı sorun tanımlanan ve bunlara "takıntı" ölçüsünde ilgi duyulan bir dönem var mıydı? Ruhlarımızın nanemollalığı davranış bozukluklarımızın açıklaması oldu. Yanlışlarımız karşısında suçlanmanın, sorumluluk almanın ve duymanın önüne gecti. Hepimiz birer yaralı ceylan hepimiz birer kurban. Peki kim kötü?  Habil ve Kabil'den beri kimler Kabil'in tarafını secti? (Nee seçim mi? ;))      Düşününce Kabil de kötü değildi de sadece psikolojisi bozuktu belki. Belki insan olmanın ağırlığını kaldıramıyor cennetten kovulmuş ebeveynlere sahip olduğu için kendini itilmiş ve ötekileştirilmiş hissediyordu. Haksızlığa ugruyordu belki, bastırılmıştı, zor bir çocukluk geçirmiş olabilirdi. Kabil'i suçlamamızın önüne çocukluk travmalarını alalım mı yoksa adam kötüydü mü diyelim? Kimler gercekten kötü ? Kimler gerçekten suçlu? "İnsan varlığının kendisi patolojik" olabilir mi ? Acaba psikoloji bilimi insanların hatalarından kacmak için aradığı çıkış  yolunun kendisi mi?.. Kitabın geneli bu konuyla ilgili değil tabi içindeki bir bölümden esinlenerek yaptığım yorum. Ana tema DEB'in sebebi sonuçları ve iyileşme süreçleri üzerine.
Psikoloji
Dağınık ZihinlerGabor Mate · Hep Kitap · 20221,098 okunma
Reklam
Söylendim Durdum
“Ben fukarayı severim dersin kendi kendine, yalandır. Kendin de inanmazsın. Hangi fukarayı, nasıl fukarayı? Bu canavar gibi dilenci kadını mı? Bu arsız, edepsiz çocuğu mu? Bu iki paralık adamın önünde secdeye varan balıkçıyı mı? Yoksa köşe başında oturup çürüklerini; yüzünden açlığı, kimsesizliği, hafifçe deliliği, dünyadan bıkkınlığı akan adama yutturan külhanbeyi kestaneciyi mi? Kimdir şu sevdiğin insan? Anladık fakir, kimsesiz, bahtsız...ama kim? Kim olacak? Sensin. Kendi kendinsin. Evet, bu şehirde herkes dönüp dolaşıp kendisinde karar kılacak. Başkasını seven tek adam bulamazsın. olmasına da imkan yoktur. Hani bazı insanlar vardır, iyilik edersin. Bir edersin, iki edersin, üç edersin sonra edemeyecek hale gelirsin de elinden bir şey yapmak gelmez. O zaman bir de bakarsın ki, karşındaki sana düşman kesilmiştir. hepimiz öyleyiz işte. Bütün iyilikleri, bütün dostlukları, tulumba gibi emeriz. Sonra dostluklar, iyilikler de kuyular misali kurur. İşte o zaman başlar pandomina, kocaman dedikodu. Çekilecek bir köşemiz olacak. Yatağımız olacak. Yorganı gözlerimize çekeceğiz. Belki bir deniz kenarı, bir ağaç altı, bir rüzgar, bir sessiz kahve, bir bardak çay, bir simit, bir dilim kaşar peyniri, bir yarım kilo şarap bulursak dost olarak bu en iyisi. Ama insan?  Yok kardeşim, yok, insan bulamayacağız.”
Sayfa 118 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarķ·Kitabı okudu
Bütün ölümler aynı renk mi?
7/10
·48 syf.··
2024 5. kitabı
"Olmak" halinin noktalanışı. Ölüm. En yakın tanışıklığımız başkalarında gördüğümüz kadar. Zihnimizin acemice sınırlarını çizmeye çalıştığı, kavram olarak bildiğimiz, eğreti tarifler yaptığımız fakat nefes aldığımız sürece gerçek bir hissedişe canlı olarak ulaşamayacağımız insana dair en bilinmez en dramatik olgu. Peki herkes için aynı mı? Algılarımıza sığdıramadığımız "var olma" halinden "olmama" haline geçişin bu tatsız sıradanlığı herkese aynı mesafede mi? Birilerinin diğerlerinden daha eşit olduğu bir düzende ölüm hepimiz için aynı renkte mi? ... "Onu bu rutubetli hava bitirdi" dedi doktor. ""Morisseau yumruğunu havaya kaldırdı. Zaten yoksul insanlar her türlü havada geberip gidiyorlardı!"" -Émile Zola /Nasıl Ölünür?
Edebiyat
Nasıl ÖlünürEmile Zola · Can Yayınları · 202024,3bin okunma
Yeni Kurallara İhtiyacımız Var :)
6/10
·56 syf.··
2024 4. kitabı
"En büyük mutluluk kişiliktir" cümlesiyle bitiyor kitap. Yani mutluluğun ne malk mülk ne şan şöhret, temelde bireyselliğimize dayandığını iddia ediyor. 45 kuralımız var kitapta fakat  genel çerçevesi birkaç  öznel düşüncenin etrafında dönüyor. Bunlardan birisi aslında  mutluluk denen şeyin acıdan ne kadar uzak olduğumuz ile ilişkili olduğu. Yani mutlu olmak istiyorsak acı denen gerçekten  olabildiğince kaçmalıyız diyor. Kuralların birkaçını kaderci bakış açısına dayandırıyor  ve kaderciliğin teskin edici bir yanı vardır diyerek de ekliyor. Geçmişe takılı kalmamak, isteklerde ve hayallerde aşırıya kaçmamak ihtiraslarımızı dizginlemek öfkemize hakim olmak kıskançlıktan kaçınmak, sağlığımızı teklikeye atmamak, ani durumlar karşısında  büyük kedere veya büyük üzüntüye yer vermemek, başkalarının  mutluluğunu istemek gibi aslında zaten fikir sahibi olduğumuz şeyler sıralanıyor.. Tabi ki de öznelliğin kol gezdiği kitabımızda mutluluk ölçütlerimizin kişiden kişiye değiştiğini biliyoruz. Çoğunluğuna hak versek de yaşamının merkezine hep mutlu olmayı alan, dünyayı algılama biçimi , değerleri, yaşamdan beklentileri, ihtiyaçları ve bunun gibi bir çok dinamiği fazlasıyla değişen modern çağın insanları için yeni kurallar belirlememiz gerektiği aşikar :) Kitap ince olunca bir solukta okuyacağımı düşünüyordum ama öyle olmadı beni biraz yordu :) Hatta çoğu yerde zihnimin dagıldığı doğrudur. İyi okumalar..
Edebiyat
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,7bin okunma