“Arabasında, karısı yanında, sıska çocukları arkada, yoldan geçen yersiz yurtsuz kalmış aç adam, kâr değil, gıda yetiştirebilecek, ekilmemiş tarlalara bakar; bu adam, toprağı boş bırakmanın ne kadar büyük bir günah, ekilmeyen bir toprağın sıska çocuklara karşı işlenmiş nasıl bir cinayet olduğunu bilir. Ve bu adam, otomobilini yolda sürdükçe her tarlanın çağrısını duyar; bu adam, tarlaları almak, tarlayı, çocuklarını güçlendirmek, karısına biraz oh dedirtmek özlemini duyar. İstek, çağrı, her zaman gözünün önündedir. Tarlalar onu dürtmektedir; içinde güzel suların aktığı, şirketlerin malı olmuş hendekler, onu dürten birer değnektir sanki.
Ve güneyde, ağaçlar üzerinde sallanan sapsarı portakalları, koyu yeşil ağaçlarda sallanan küçücük, sapsarı portakalları görür. Bir kimsenin, sıska çocuğuna bir portakal koparmaması, fiyatlar düştüğü zaman denize dökülecek olan bu portakalları çalmaması için her sırada eli silâhlı bir adam nöbet beklemektedir.”