Aynaya bakınca gördüğüm kadını hiçbir zaman tanımadın sen. Tanımak istemedin. Daima birbirinize iki yabancı gibiydiniz. Oysaki, o kadın hiçbir zaman sadece güzel bir yüz, güzel bir ten değildi. Aynada gördüğün gözlerin derinliğine hiçbir zaman inmedin. İnmek istemedin ki! Herkesin "güzelsin" dediği kadın, kendini yıllarca güzelliğinin ağır çemberlerinden kurtaramadı. Hayalden ve gururdan bir köşke hapsetti kendini. Her şey ona güzelliğini tekrarlıyordu durmadan. Duvarlar, yerler, hatta yataklar, pencereler bile birer aynaydı orada. Kişiler birer aynaydı, renkler, sesler birer aynaydı en güzel yalanları söyleyen. Birbirinin benzeri günler akıp gidiyordu bir yandan ve o kadının gözleri kendi güzelliğinin dışında bütün güzelliklere kapanmıştı.
O bir yere gittiği zaman çevresini ruhsuz seyirciler sarıyor ve onu biraz daha kendi yalnızlığına doğru itiyorlardı. Üzerinde gurur terzisinin diktiği parlak ve renkli elbiseler vardı. Gözleri kamaştıran bir varlıktı o. Çeken bir kokuydu, deli eden bir bakıştı kimi gün. Çevresindekiler onun sihrine kapılmış gidiyorlardı. Kimse bu muhteşem örtünün altındaki o daha muhteşem güzelliğin farkında değildi. O kadın da öylesine inanmıştı ki sadece güzel bir yüz ve ten olduğuna!
Bir gün seyircilerinden birisi, ona bambaşka şeyler söyledi. Et, kemik ve kumaş olmadığını hatırlattı ona. Güzelliğinin aslında çok daha büyük ve ölümsüz bir güzelliğin küçük bir parçası olduğunu haykırdı. Ondan güzel bir yaşamak vardı, bir sevmek vardı, bir özlemek vardı. Hazlar vardı ondan güzel, ümitler, hayaller vardı. Ve hepsinin üstünde gözlerimizin önünden akıp giden, dilersek, en güzel olabilen bir zaman vardı. Ve kadın anladı bir gün aynaların yalan söylediğini, kendisini avuçları kanayıncaya kadar alkışlayan seyircilerin değersizliğini anladı bir gün. O