“Benim de bir dinim var, diye karşılık verdi eczacı. Kendi dinim var. Hatta ben daha dindarım onlardan. Onların o gülünç törenleri, hokkabazlıkları yoktur benim dinimde! Ama, Tanrı’ya taparım! Yüce Varlık’a, yurttaşlık ve babalık görevlerimizi yerine getirmemiz için bizi dünyaya getiren bir yaratıcıya inanırım. Nedir, nasıldır, bunun önemi yok! Ama kiliseye gitmeye, gümüş tepsiler öpmeye, bizden daha iyi beslenen bir sürü soytarının ensesini kalınlaştırmaya gelince, bunda yokum! Çünkü insan, Tanrısına saygısını bir koruda, bir tarlada, hatta eskisi gibi, gökyüzünü seyrederek de sunabilir.”