RÖNESANS AKLININ TABİAT TASAVVURU..
Rönesans tabiat görüşü, antikitenin organik evren tasavvurundan koparak modern dünyanın mekanistik temellerini atan bir dönüm noktası olarak, Avrupa düşünce tarihindeki üç büyük kozmolojik akımın ikincisini temsil etmektedir. Bu dönüşümün mahiyetini lâyıkıyla analiz edebilmek için, Rönesans tabiat görüşünün her şeyden önce köklü bir "Anti-Aristotelesçilik" hareketi olduğunu anlamak gerekir. Her ne kadar "Rönesans" terimi tarihî olarak 14. ve 15. yüzyılları kapsasa da, kozmolojik açıdan asıl büyük paradigma değişimi 16. ve 17. yüzyıllarda, yâni "Rönesans sonrası" olarak adlandırabileceğimiz bir dönemde tekâmül etmiştir. Modern fiziğin temellerini atan Rönesans sonrası tabiat anlayışı, bir yaratıcı tarafından tasarlanmış, işleyen bir makineye benzer. Bu dönemde tabiat, belirli amaçlar için ayarlanmış parçaların akıllıca bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir düzenek olarak tasavvur edilir. Aristotelesçi gelenekte tabiat, kendi içinde bir hareket ilkesi taşıyan, canlı ve akıllı bir "hayvan" (zöon) olarak tasavvur ediliyordu. Ancak Copernicus, Bruno ve Telesio gibi figürlerle filizlenen yeni süreçte, tabiatın bir organizma olduğu fikri şiddetle reddedilmiştir. Bu reddiye, tabiatın hem zekâdan hem de hayattan yoksun olduğu iddiasını beraberinde getirmiş ve modern bilimin doğuşu için gerekli olan o keskin ontolojik boşluğu yaratmıştır. Aristotelesçi-Skolastik geleneğin yıkılmasıyla, tabiat "canlı bir organizma"dan “cansız bir makine”ye dönüştürülmüştür. Antikite ile gerçekleşen bu radikal kopuş, tabiatın artık bir ruhla değil, dışarıdan dayatılan yasalarla yönetilen pasif bir nesneye dönüşmesine sebebiyet vermiştir. __Tabiatın bir organizma olmaktan çıkarılması, onun yerini felsefî literatürde "makine" metaforunun almasına neden olmuştur.
İnceleme & Yorum
Gülün Adı Serisi - 27
‘’Çünkü eğer yalnızca bireyin sezgisi doğruysa, aynı nedenler aynı sonuçları doğurur önermesini kanıtlamak güç olur. Tek bir beden, bir yerde soğuk ya da sıcak, tatlı ya da acı, ıslak ya da kuru olabilir; bir başka yerdeyse olmayabilir. Sonsuz yeni varlıklar yaratmaksızın tek parmağımı bile kıpırdatamazsam, tüm nesneleri düzenleyen evrensel bağı nasıl ortaya çıkarabilirim? Çünkü böyle bir edimle, parmağımla tüm öteki nesnelerin konumu arasındakı ilişkiler değişir. Zihnim tek tek varlıklar arasında ki bağlantıları ilişkiler aracılığıyla algılar, ama bunun evrensel ve değişmez olduğunun güvencesi nedir?’’ Nedensellik ve Bireysel Sezgi: Metin, Aristotelesçi veya skolastik felsefeden esinlenerek, nedenselliğin evrensel bir yasa olup olmadığını sorgular. Eğer her şey bireysel algıya dayanıyorsa, "aynı nedenler aynı sonuçları doğurur" önermesi empirik olarak kanıtlanamaz hale gelir. Bu, David Hume'un daha sonraki nedensellik eleştirilerine benzer bir şüphecilik taşır: Nedensellik, zorunlu bir bağlantı değil, alışkanlıktan kaynaklanan bir beklenti olabilir. Algı ve Nesnelerin Değişkenliği: "Tek bir beden, bir yerde soğuk ya da sıcak... bir başka yerdeyse olmayabilir" ifadesi, nesnelerin niteliklerinin göreceliğini vurgular. Bu, Berkeley'in idealizmine (her şey algıdan ibarettir) veya Locke'un ikincil nitelikler ayrımına işaret eder – nesneler bağımsız varlıklar değil, algılayan zihne bağlıdır. Evrenin Bağlantılılığı ve Hareket: "Sonsuz yeni varlıklar yaratmaksızın tek parmağımı bile kıpırdatamazsam" kısmı, bir eylemin tüm evreni etkilediğini ima eder. Bu, Leibniz'in monadlar felsefesi veya ortaçağ kozmolojisindeki "her şey birbirine bağlı" fikrine atıf yapar: Bir değişiklik, sonsuz ilişkileri bozar veya yeniden düzenler, ama bu evrensel bağın kalıcı olup olmadığı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Berkeley'in felsefesi: maddi mi! Tinsel mi! Sorusu bir yana
Tevhid âlemi ile kuracağımız,dört boyut ötesindeki hem maddi hem manevi bağın idrâkini hayranlıkla idrâk edeceğiz.Ayrıca gerçek manâda insanlığa ve varlığa fayda getirecek bilimin,ancak orası ile senkronize olunduğunda meydana çıkabileceğini görecek,"Matrix'in yaratıcısı İle karşılaşacağız..."
Berkeley'in felsefesi: maddi mi! Tinsel mi!
Sorusu bir yana her sene terabayt miktarlanınca bilgi depolamamıza rağmen,niye her geçen gün çevreyi daha da fazla kirlettiğimiz, ekolojik dengeyi bozduğumuzun sırrı meydana çıkacak, yapay zekanın büyüsü bozulacak.Gözümüzde büyüttüğümüz o bilgi birikiminin,miktarı ne olursa olsun, sadece içinde yaşadığımız şu dört boyutla sınırlı kalmak üzere yaratılmış olduğunu anlayacağız.

Fahri Cktr

@KalbVeKulak
·
Daha Önemli olanın bu dünyada sınavda olduğumuz!
Berkeley'e göre gördüğümüz ve hissettiğimiz her şey Tanrı'nın gücünün bir etkisidir.Çünkü Tanrı her an bilincimizdedir ve sürekli karşı karşıya bulunduğumuz türlü çeşitli fikir ve duyumların bizde" yeniden var olmasını sağlar."
Kitap Alıntısı
1.BÖLÜM Rene Descartes Felsefesi Ve Yöntem Üzerine Konuşma Adlı Eseri (Discours de la Méthode, 1637) Ortaçağ Skolastik döneminden Rönesans’a geçiş döneminin tam da ortasındaki hassas geçiş dönemine denk gelen René Descartes, Ortaçağ felsefesinden Yeni Çağ felsefesine geçişte yer alan kilometre taşlarından biridir. Skolastik Çağı içine girdiği çıkmazdan birilerinin çıkartması, Yeni Çağ’ın kapılarını aralaması gereken böylesi bir buhranlı dönemde Rene Descartes sahneye çıkacak ve bu açmaza bir son verecektir. René Descartes’ın açtığı bu büyük kapıdan dünya felsefe tarihine yön veren, kalıcı izler bırakan yüzlerce filozof gelip geçecek ve ona her daim minnet duyacaklardır. René Descartes’ın yöntemi, hakikate ulaşmak için zihnin içinde yer edinen mevcut tüm bilgileri sıfırlamakla işe başlar. İnsan zihni, aynı bir bilgisayar gibi format atılıp tüm datalardan arınması, sanki fabrika ayarlarına geri dönmesi gibi bir döngüdür bu. Bir büyük Zihinsel Resetlenme dir. Descartes’in bu kitabı ise, "Düşünüyorum öyleyse varım" önermesinin nasıl doğduğunu açıkladığı kitabıdır. Şüpheciliğin ve düşünmenin öneminin varolmakla eş anlamlı olduğunu vurgulandığı satırları barındırır. René Descartes da elbette çıkış yolunu, köklerini mazide aramaktadır. Onun da yardımına Antik Çağ felsefesinin bir geleneği olan Septikler koşacaktır. Yöntem sorunsalına birilerinin el atması gerekmektedir. Lakin insan, her şeyden şüphe etmelidir. Ancak Descartes, bir şeyi bunun dışında bırakmıştır: AKIL . Çünkü Akıl demek, şüphe etmek demektir. Ancak ve ancak şüpheci zihne sahip bir insanın hakikatin kapılarını aralama şansı vardır. Bunun dışındaki hiçbir şeyin hükmü yoktur. Şüphe varsa düşünce de vardır; düşünce varsa “BEN” de varım demektir. Özneyi merkeze çekerek bireyi var eder. Özneye hakettiği
Edebiyat
Siyasal Faydacılık: Tarihsel Gelişimi ve Çözümlenmesi
Yüksek Lisans Tezimin Kaynakçası aşağıdaki gibidir. İlgilenenlere duyurulur: 1.Kitaplar Acar, Mustafa, Demir, Ömer, Sosyal Bilimler Sözlüğü, Adres Yayınları, Ankara, 2005. Ağaoğulları, Mehmet Ali, Kent Devletinden İmparatorluğa, İmge Kitabevi, Ankara, 2000. Ağaoğulları, Mehmet Ali, Kral Devletten Ulus Devlete, İmge Kitabevi, Ankara, 2005. Akarsu, Bedia, Ahlak Öğretileri 1: Mutluluk Ahlakı, İnkilap Yayınevi, İstanbul,1998. Amittay, Jacob Ben, Siyasal Düşünceler Tarihi, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, Levent Köker, Savaş Yayınları, Ankara, 1983. Arslan, Ahmet, İlkçağ Felsefesi Tarihi, Cilt 2, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2006. Ateş, Toktamış, Demokrasi, Nesa Yayıncılık, İstanbul, 2007. Bakır, Kemal, Demokratik Eğitim: John Dewey’in Eğitim Felsefesi Üzerine, Pegem Akademi Yayınları, Ankara, 2012. Bal Hüseyin, 1924 Raporunun Türk Eğitimine Etkileri ve John Dewey’in Eğitim Felsefesi, Kor Yayıncılık, İstanbul 1991. Barnes, Jonathan, Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, çev. Hüsen Portakal, Cem Yayınevi, İstanbul, 2004. Belge, Murat, Militarist Modernleşme: Almanya, Japonya ve Türkiye İletişim Yayınları, İstanbul, 2011.
Doktor MBC Yüksek Lisans Tez Kaynakçası