Öncelikle şunu belirterek başlayayım. Uyumadan önce okuyayım, boş zaman değerlendireyim tarzında bir kitap degil elinizdeki... Kitabı masaya koyup , karşısında düğmenizi ilikleyip öyle başlamak gerek :) Dikkatinizi vererek, düşüne düşüne okunacak bir kitap. Her sayfada alıntı yapılacak bir sürü cümleler, fikirler uçuşuyor. Muhtesem aforizmalar, tasvirler var. Okurken bazen zorluyor, dönüp başa cümleyi tekrar okuyup , sindirmek istiyorsunuz.( Boşuna Gorki’nin dikkatini çekmemiş yazar)
Öyle acayip bir öykü yada kurgu yok. Aksiyondan uzak, tamamen gözlemlere dayalı, sistemi, kralları, din adamlarını, kardinallerini ve en çokta insanı eleştiren bir kitap....
Şeytan’ın canı sıkılır ve bir yardımcı zebani ile dünyaya inmeye karar verir. Beden olarak ta kendisine domuz besicisi milyoner Wandergood’u seçer. Yardımcısı Toppi ile birlikte bütün servetini “insanlığın iyiliği “ için harcayacağını belirtip bir geziye çıkar. İnsan bedeninde Şeytan bile sadece insandır, canı yanar, korkar, diğer alemlerde hükümdar iken birden bir beden sıkılmış can olur. Ta ki ölümü tadana kadar, o zaman ait olduğu dünyaya geri dönebilecektir.
Roma’ya gitmek üzere iken, yolda treni kaza yapar ve o kırsal alanda bir beyaz evde yaşayanlardan yardım ister. İşte romanımızın diğer asıl kahramanları Magnus ve Maria burada karşılarına çıkar. Kader bu ya , Maria görüntü olarak Meryem’in birebir kopyasıdır. Şeytan görür görmez aşık olur ve bu baba kızla macera da burada başlar.
Hangi noktada spoiler vermeden anlatırım bilmiyorum ama bir zebaninin yeryüzünde büyük bir dindar olması ve bizzat Kardinal tarafından kandırılması , Şeytan ve Maria ( Meryem ) aşkı, insanı tanımak için yeryüzüne inen şeytanın , ilk başta küçümsediği insanın önünde egosunu, gururunu yerler altına alması ve tüm kitap boyunca