"Kendi kendime: 'Başladığın işi yarıda bırakma iki gözüm, sana yakışmaz!' diyorum" (s.9).
Sabahattin Ali'nin ne zaman bir şiirini, romanını ya da hikâyesini okusam, "Ah be Sabahattin Ali, biraz daha yaşasaydın ve bizler için bu şarkıyı yarıda bırakmayıp biraz daha yazsaydın olmaz mıydı?" demekten kendimi alamıyorum.
Aynı duyguları "Yeni Dünya" adı altında toplanan hikâyelerini okurken de yaşadım. Gerçekten de her bir öyküsü döneminin ruhunu öyle güzel yansıtıyor ki, insan bugünlerden o günlere gidip aynı anda bir çok duyguyu hissedebiliyor.
Sabahattin Ali, bu eşsiz öykülerinde Anadolu insanının olay ve hadiselere bakışından yoksulluğa, çaresizliğe, kimsesizliğe, vurdumduymazlığa, alışkanlıklara, acımasız rekabetlere, bürokratik ilişkilere, toplumsal cinsiyet rollerine, kadınların dünyasına, aşklara, sevdalara, bazen de insanı boğan gelenek ve göreneklere kadar birçok konuyu işliyor.
Doğrusu bu öyküleri okurken insan, bir yandan uzun uzun düşünürken, bir yandan da derinden derine acı ve hüzün duyuyor. Bu kadar mı? Elbette bu kadar değil. Aynı zamanda her bir öykü, bugünden geçmişe doğru gittiğimizde toplum olarak yaşadığımız değişim ve dönüşümler ile sorunlarımızı bir aynada seyrediyor hissini yaşatıyor.
Özcesi, okurken zaman zaman Stefan Zweig ve Anton Çehov'u hatırladığım, zaman zaman da "Ah be Sabahattin Ali!" diye diye okuduğum, dili harika ve akıcı, kimisinin filmi olan, "Yeni Dünya"daki acı ve hüzün dolu on üç hikâyeyi, tüm kitap dostlarına mutlaka okumalarını öneriyorum.
Kitapta geçen "Dünyada kendisi için hiçbir şeyi olmayan bir insanın bile başkalarına yardım edecek bir şeyi vardır... Hiç olmazsa bir tek sözü..." (s.45) ifadelerinin ne anlama geldiğini merak eden okurlara...
Sağlıklı ve kitap dolu günler dilerim!