10/10
·404 syf.··
Beğendi
·
2026 215. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 18:48
Kirke; Güneş Tanrısı Helios’un kızı. Annesi, babası kardeşleri ve akrabaları tarafından ‘sevilmeyen’, herkesten farklı olduğu için dışlanan Kirke’nin hikayesini kendi ağzından okuyoruz. Homeros’un Odesa’sında Kirke beyaz atlı prensini bekleyen, Odysseus’un kurtarmasına muhtaç bir kadın olarak anlatılırken, Madeline Miller’ın versiyonunda Kirke Zeus’a bile başkaldırabilen bir karakter. Bu anlamda, erkek egemen tanrılar topluluğunu sürekli erkeklerin ağzından dinlemektense kadın bir anlatıcımızın olması, kendi yaşamını kendi ağzından dinlememiz, merkezde hep Kirke’nin olması çok ayrı bir bakış açısı kazandırıyor. Bütün bildiğimiz efsanelerin pürüzsüz bir şekilde birbirine bağlanıp yeniden kurgulanması diyebiliriz hikaye için. Tüm tanrıların aksine Kirke güçleri olmayan, çelimsiz, çirkin sesli ve yalnız bir tanrıça olarak çıkıyor karşımıza. Ancak daha güçlerinden haberi yokken bile bir ölümlüyü tanrıya çevirmek ve ölümsüz birini canavara dönüştürmek gibi Olimposlu tanrıların bile güçlerinin yetmeyeceği şeyler başarıyor. Hepsini de var olmak için yapıyor. Sonrasında, Güneş tanrısı Helios ve karısı Perseis’in (Okeanos’un nympha kızlarından biri) çocuklarında öteki tanrılardan farklı güçlerin olduğu ortaya çıkıyor. Dünyada var olan malzemeler ve efsunlu sözleriyle büyü yapabiliyorlar, bu çocuklar bizim bildiğimiz anlamda ‘cadı’.
Hayata Dair
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,2bin okunma
Yol Uçurumu
Puan vermedi
Kitabı elinize alır almaz ilk hikayeyle uçurumun kenarında yürümeye başlıyorsunuz. Fakat düşme tehlikesi yok. Bir seyre davet ediyor bizi Aybüke Akgül, uçurumun o nefes kesen manzarasında soluklandırıyor. Son öyküsünde de ifade ettiği gibi dağdan yana kullanmış tercihini. O yüzden bizi geniş asfalt yollardan çıkarıyor. Dar patikalardan geçiriyor bedenimizi. Ayaklarımızın altından çekilmiş dünyanın yerini kendi gözlerinin donuk ifadesiyle karşılaşan bir ressam, kurtla boğuşan bir bıçak ustası, işledikleri suçların günahını hesabı paylaştıkları gibi paylaşan sekiz beyaz pantolonlu adam dolduruveriyor. Her hikayede bize kendi öykü atmosferinden seslendiğini hatırlatıyor. Aybüke Akgül'ün "Yol Uçurumu" kitabında 19 öykü var. Gerçeküstünün gerçeğe bu kadar yakın olması şaşırtıyor. "Siyah At" öyküsünde atlı karıncadan kaçan atın nasıl özgürleştiğine şahit oluyoruz. Bir otobüsle kaçışına, başındaki krizantemlerin izleyenlerin üzerine attığına inanıyoruz. Ama öldüğüne inanmak zor geliyor. "Ufuk Çizgisi" öyküsünde Leman gibi yağmurlu havada gelmeyen Behzat için koşuyoruz onunla yokuş yukarı. Saçları gür Behzat'ın ümit kesemiyoruz. "Yastık" boynumuzdaki ağrıları artırıyor aniden. Sert ve yüksek bir yün yastık koyuyor başımızın altına yazar. Hikayede bu yastık kahramanın top oynamasını engelleyen bir metafor. Kendi yastıklarımızı düşünüyoruz. Sürekli başımızın altına konan bizi rahat ettirdiği düşünülen şeylerin neleri bizden uzaklaştırdığını görüyoruz. "Kimin Adı" hikayesiyle bizi bir uçuruma daha götürüyor yazarımız. İsimler düşüyor bir bir aşağıya. Ya Fazıl değilsek. Yeni adlar buluyoruz kendimize. Yeni roller. Peki aslında biz kimiz? Uçurumun kenarından alıyor bazı öyküleriyle "Derenin Öte Tarafı" bunlardan. Bir kurt buz tutmuş gölün üstünde rehberlik ediyor çünkü. Son
Edebiyat
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
Reklam
10/10
·129 syf.··
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 20:45
Osman, seni tanımıyorum belki ama bu kitabın gerçekten senden uzun olduğuna yemin edebilirim. Kitabımızda bir kadının ayrılığın ardından tuttuğu yasla başlayıp kendi içine doğru yaptığı yolculuğa eşlik ediyoruz. Bu hikayeyi Osman'dan uzun yapan şey de tam olarak burda başlıyor. Kitap boyunca insanın içine sessizce işleyen bir kabulleniş hissi var. Ve sonunda şunu diyorsunuz: Evet, her şeye rağmen hayat devam ediyor. Öyleyse bende eşlik etmeliyim.. "Sana yanarken kendimi nasıl da ihmal etmişim, halimi hatrımı bile sormamışım resmen. Ama artık tarafıma yaptığım tüm ayıpları telafi ediyorum. Hayatımın bundan sonrasını şahsi beyaz atlı prensim yahut hiç olmazsa atım olarak geçirmeyi planlıyorum." İnsanın kendi elinden tutması bazen de böyle görünür..
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,5bin okunma
7/10
·456 syf.··
2026 8. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 22:56
!Spoiler içerebilir! Daha önce kaliteli fantastik seriler okumanın en büyük handikapı, yeni başlanan ya da daha başlangıç seviyesinde yazılmış kitaplara karşı okuyucuda ister istemez gelişen önyargı, detaylı evren sorgusu ve açık arama ihtiyacı sanırım. Ben bu kitapta bunların hepsini yaşadım. Fantastik kurguya giriş seviyesinde olanlar için seri aslında güzel başladı. Evrenin içinde gizem ve sırlar var; haliyle merak da uyandırıyor. Ama yine de bir “ama” var. Bana bazı şeyler fazla basit geldi. Bu kadar kaotik bir yerde yaşayıp o çaresizliği hissettirecek kadar güçlü sahneler veya karakterlerden güçlü tepkiler yoktu. Kötü olduğu söylenen gardiyanların acımasızlığına, özellikle ana karakter nezdinde, aman aman şahit olamadık. Belki de sorun Kiva’nın o on yılını tam okuyamadığımız için onun duygularıyla bağ kuramamamdı. Jaren’e gelecek olursam… Ahh, çok tatlıydın. Desteğini hiçbir koşulda esirgemedin. Ağır şartlarda çalışıp, onca riske de girip amacına aykırı da olsa her yerden kahramanca çıkmana ne diyeceğimi bilmiyorum. Çalıştığın madendeki tek cevher sensin. Burada tek isteğim, Kiva’nın imtihanlar esnasında kendi kurtuluşuna biraz daha fazla katkısı olmasıydı. Hep de beyaz atlı prenslere ihtiyacımız olmasın lütfen. Her şeyi gizemli kimseler ve nesneler yapınca, ana karakterin duygularını da tam bilemeyince, biz Kiva’yla orada biraz daha uzaklaştık. Ayrıca bari kendini bir imtihanın içine attın; son ana kadar bu “ölümcül” olarak addedilen sınavı düşünmeyip başkalarından medet umamazsın. Bir şifacı olarak yahu azıcık kendi içinde olaylara triyaj yap bari. Jaren’e o kadar geçemiyorum ki sanırım hakkını diğer kitaplarda vereceğim. Çünkü yine ve yine: Kiva, o son sayfalar neydi? Tamam, yıllardan süregelen bir kinin var ama sana o kadar yardım etmiş çocuğa karşı, on
Hapishane ŞifacısıLynette Noni · Artemis Milenyum · 2023898 okunma
Yol Uçuruma galebe çalar mı?
10/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
#Yoluçurumu @bir_aybüke_akgül'ün ilk eseri. Yola beraber çıktığımız kardeşlerimden. Bir bebeği bekler gibi bekledik Yol Uçurumu'nun gelişini. Daha müjdesi verilmeden çok sevmiştik onu. Edebiyatımızda kalıcı izler bırakacağına inandığım Yol Uçurumu ve onu takip edecek eserleriyle Aybüke Akgül'ün kaleminin münbit olması dileğiyle... Kelamullah'tan feyzlenen kelimeler, köklerden göklere uzanacak hikâyeler düşsün nasibine... 19 hikâyenin yer aldığı eserde ilk öykü Nahir'in Gözleri. O masalsı dokusuyla en etkilendiğim metinlerden biri. Satırlar boyu Nahiri yeşilin nasıl bir renk olabileceğini düşündüm. Rüyayla gerçeğin yer değiştirdiği, gözlerin bir insanın benliğinin en önemli parçası olduğunu anlatan hikâye, arayışlarımız üzerine de düşündürüyor. Bir ömür boyu aradığımız, gördüğümüz, bildiğimiz şey aslında "Bir ben var bende..." sözlerinin işaret ettiği gerçek olmasın? İki Çay, "Bazılarının kaderini bir veba, bir bulaşıcı hastalık gibi nefesinde taşıyıp başkalarına bulaştırdığını düşünüyorum." cümlesiyle başlıyor. Hayatımızdaki karmaşaların, çözüm bulamadığımız problemlerin kaynağını başkalarında değil kendimizde aramalıyız fikri üzerine kurgulanmış hikâye nasip, kısmet dediğimiz mevzuyu hatırlatıyor. Şans, baht, talih, uğursuzluk değildir bu, aslolan "Kader gayrete aşıktır." "Bereketi hep sonundaydı ama ben, son yudumu içemem, içemem o kadar." diyen bir adamın hikâyesi Son Yudumu İçemem hikâyesi. Hayatında yarıda bıraktığı ilişkileri, bir türlü itiraf edemediği gerçekleri bardağın sonunda biriktiriyor. Biriktirdiklerimiz kadarız sanki, bardağın dibindeki damlalar kadar. "Talihimiz yokluktan da nasibini almış, bitmesini istemezdik bir şeylerin." "Sadece bir kere çok yakınından geçtiler birbirlerinin. Hava güneşli değildi." Behzat ve Leman'ın kavuşamama hikâyesi Ufuk
Edebiyat
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
6/10
·464 syf.··
2026 24. kitabı
Selamlarr, Kitap son derece absürt ve rahatsız ediciydi. Ana karakterler de çok yüzeyseldi özellikle de çatlak kızımız Dallas. Kitabı sevip sevmeme arasında çok kararsızım. İlk 200 sayfa özellikle çok iyi gitti ama sonra sürekli tekrar eden kaçma kovalamaca oyunu beni sıktı. Ben çatlak kadın karakterlere bayılırım bu sebeple Dallas’ı da sevmiştim fakat hayat amacı olmaması beni rahatsız etti ve karakter derinliği olmaması kitabı çok düşürmüş. Dallas bulunduğu kapalı cemiyet dolayısıyla babasının bulduğu zengin bir adamla nişanlıdır. Bir gün bir partide ise boğazına olan düşkünlüğünden dolayı Romeo ve arkadaşlarının bulunduğu masadan kurabiye aşırırken Romeo ile karşılaşır. Fakat Romeo beyaz atlı prens değildir ve Dallas’ın nişanlı olduğu kişiyi duyunca Dallas’a kumpas kurar ve herkesin içinde onu ayartır. Cemiyet çok dindar olduğu ve Dallas’a dokunduğu için nişanın bozulmasını sağlar ve kendisiyle evlenmeye zorlar. Amacı Dallas’ın nişanlısından intikam almaktır. Daha sonra ise Dallas ile Romeo arasındaki evlilik hayatını okuyoruz fakat ben genel olarak sıkıcı buldum. Kitabı yükselten kısımlar kesinlikle Romeo ve arkadaşlarının mesajlaştığı ve Romeo ile dalga geçtiği kısımlardı. Bir de Romeo ne kadar öküz olsa da karısı için çabaladığı kısımlar çok tatlıydı. Örneğin Dallas hasta olduğunda en sevdiği kitap serisinin yeni kitabı çıktığında onun yerine gidip alması, çocuk istemediği halde Dallas istiyor diye artık sıcak bakması gibi olayları ben çok beğendim. Aralarındaki ilişki çok bodozlama oldu, daha yavaş yavaş yedirilip daha güzel sunulabilirdi. Böyle aralarındaki ilişki bana pek geçmedi. Kitabın potansiyeli vardı fakat anlattığım durumlardan dolayı kitabın temposu çok düşük kaldı. Ama buna rağmen kitap kendisini okutturdu ve yakın arkadaşlarının ana karakter
Karanlık Romeo’mL. J. Shen · Olimpos Yayınları · 2023909 okunma
Reklam
Reklam