Beyit:
İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi kiBilgisiz olduğumu şimdi anladım.
Sayfa 307 - Bildikçe bilmediğini fark etmektir aslında öğrenmek. Geliştikçe ne kadar aciz ve bilgisiz olduğunu fark edersin. Tevazu ile eğilen buğday başakları gibi.
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle dua ederdi;
“Allah’ım! Bana senin korkun ile ağlayan iki göz bağışla.”
Gözyaşı dökmek konusunda şu beyit ne kadar düşündürücüdür;
“Ey gözlerim, günahıma ağlar mısınız?
Ömrüm ellerimden uçtu gitti de farkında olmadım.”
Peygamberimizin (s.a.v) şöyle buyurduğu bildiriliyor;
“Hiçbir mümin düşünülemez ki, Allah korkusu ile gözünden sinek başı kadar yaş çıksın ve elmacık kemiğine kadar insin de o kula cehennem ateşi değsin.”
Onun görevi, Hesaba çekilmenin ve ardından da Ahiret'te korkunç bir azabın geleceğine inanmayanları uyarmaktan ibarettir. Aynı şey, beşfr kavramı için de geçerlidir. Fakat, öyle
görünüyor ki, beşfr ile nezir arasında küçük bir fark vardır. İbni Arabi'nin (Ahkamu'l-Kur'dn kitabının yazarı) analizine göre, el-beşare, sadece, hoş bir şey hakkında verilen malumat de ğildir, bilakis, beşfr, iyi haberi taşıyan ilk kişidir (evvelu muh birin bi'l-mahbub); öte yandan, en-nezare, hoş olmayan bir şey hakkında verilen bir malumattır ve bu malumatı veren herkes, nezfr'dir; kavram, haberi verenin, bunu yapan ilk kişi olması şartını içermez.
Antere'ye ait aşağıdaki beyit, konuyla ilgili en önemli kavram ları bir arada ve tek bir yerde sunması bakımından ilginçtir:
Şair şunu vurgulamak istemektedir: henüz olmamış bir şey için üzülmek büsbütün aptalcadır; zira geleceği tahmin etmek, aslında imkansızdır. O, "kaç kez" der: "bize gelecek kötülük leri önleme teklifinde bulunan bir uyarıcının, sonunda, müj deli haberlerin bir elçisi olduğu ortaya çıkmıştır!"
Cahiliye döneminde, yerleşik bir kavram olarak zaten mevcuttu. Hiç kuşkusuz, insanlar arasındaki sıra dan dünyevi ilişkilerde bile, genel-geçer bir etik tavır olarak, bu kavramın icraata dökülmesi beklenir. Birisi size özel bir lütufta bulunsa, yani size bir yaran (ni'met) dokunsa, sizin do ğal reaksiyonunuz, teşekkür etmek ve minnettarlık duymak olmalıdır. Bu, insanlar arasındaki etik ilişkilere hükmeden en temel kurallardan biridir. Fakat tam da bu temel ahlak kuralını ihlal eden alternatif bir reaksiyonun var olduğu da inkar edilemez bir husustur. Ve maalesef beşer tabiatı, insanı çok sıklıkla bu şekilde davranması için dürter ve kışkırtır. Bizzat Kur'an'ın söylediği gibi:
Şüphesiz insan Rabbine karşı çok nankördür! (Adiyat: 6)2 Şüphesiz insan apaçık bir nankördür! (Zuhru f 15) Nitekim 'nankörlük' veya 'müteşekkir olmamak', ister dini amaçla, isterse herhangi bir dini amaç olmaksızın, insanın bir başkasının yaptığı iyiliğe bu şekilde karşılık vermesinin adıdır.
Bizzat bu yapı, ona verilen ni'met (ihsan)'in seküler veya dini mahiyetli olmasına bakmaksızın, aynı kalır. Zaten Cahiliye dönemi Arapları da, ni'met'e şükr şeklinde ifade edebileceğimiz en üst ahlak kuralının gereklerine göre yaşıyorlardı. Huzeyl Kabilesi'nden bir şaire ait olan aşağıdaki beyit, çok net ve veciz bir şekilde bu kavramsal yapıyı gözler önüne sermektedir: