Böyle dermândelerin derdine dermân et kim
Her işinde sana da eyleye Allah meded
•
Nef'i
Çaresizlerin derdine derman ol ki her işinde
Allahü Teâlâ da sana yardım etsin.
Rüzgâra bulutu taşıması için kim emrediyor? Buluta suyu boşalt diye kim
emrediyor? Yağmur sebebiyle toprak yumuşuyor, taşa bir şey olmuyor, toprağı
yumuşatıp nemlendiren, çiçeklere, meyvelere, sebzelere şekil veren, tad veren, renk
veren, koku veren hep Mevlâ Tealâ'dır, perde arkasından hepsini yapıyor, biz de
zannediyoruz ki bahçıvan yapıyor. Bizim aklımız o kadar işte.
Hemen Allah diyelim, rabbimizin hakkını ödeyemeyiz, Allah demek de bizim
iyiliğimizedir. Kimin lütfuyla konuşabiliyoruz, Cenab-ı Hak'kın lütfuyla, kelimeler
boğazımızdan ses hamuru olarak çıkıyor, o ses hamurunu harf kalıbına, kelime
kalıbına, cümle kalıbına Mevlâ Tealâ koyuyor. Perde arkasından bütün işleri yapan
Mevlâ Tealâ'dır.
Eyyûbî Devleti sarayında yapılan darbe ile Türkler tarafından kurulan devlettir. Mısır, Suriye ve Hicaz topraklarında egemenlik kurmuştur. Eyyûbî sarayındaki azatlı kölelerin yaptığı darbe neticesinde kurulması nedeniyle devletin bir diğer adı da Mısır Kölemen Devleti'dir.
Eyyûbî Devleti Hükümdarı Necmeddin Eyyûb'un Kıpçak ülkesi ve Kafkasya'dan getirtip Ravza Adası'ndaki kışlalara yerleştirdiği Türk asıllı kölelerden oluşan ve Nil Nehri'ne atıfla Memalikü'l-Bahriyye adını alan özel birlikler çok geçmeden Eyyûbî ordusunun en önemli unsuru hâline gelmişti.
Necmeddin Eyyûb'un ölümünün hemen ardından Fransa Kralı IX. Louis liderliğindeki haçlı ordusuna karşı kazanılan Mansûre ve 7 Nisan 1250'de kralla birlikte pek çok komutanın esir alındığı Faraskur savaşları bu birlikler sayesinde kazanıldı. Ancak Necmeddin Eyyûb'dan sonra hükümdarlık koltuğuna oturan Turan Şah, azatlı köle askerleri Eyyûbî sarayının ortağı gibi görüp görevlerinden almaya başladı. Aynı zamanda Türk asıllı üvey annesi Şecer-üd Dür'ün bütün malını ve itibarını elinden aldı.
Eyyûbî ordusunun en örgütlü gücü olan Türkler, Baybars el. Bundukdari'nin liderliğinde bir suikast düzenleyerek önce Turan Şah'ı öldürdüler. Ardından devlet yönetimini kendileri üstlendiler. Böylece, haçlılara diz çöktüren Selahattin Eyyûbî'nin kurduğu devlet yıkıldı ve Memlûk Devleti kurulmuş oldu.
Necmettin Eyyûb'u öldürdükten sonra, Baybars ve arkadaşları devletin başına onun dul eşi Şecer-üd Dür'ü geçirdiler. Bazı tarihçilerin, Türk asıllı olması nedeniyle Memlûk Devleti'nin ilk hükümdarı kabul ettikleri Şecer-üd Dür, elinde esir bulunan Fransa kralıyla bir anlaşma yaparak Dimyat'ı tahliye etmesi, ağır bir vergi ödemesi ve İslam ülkelerine saldırmamaya söz vermesi şartlarıyla onu serbest bıraktı. Onun bu başarısı Eyyûbî
Onuncu Fasıl: Mertebe-i Âlem-i Misâl
Bu mertebe, zâtın hâriçte gayr-ı kābil-i teczie ve inkısâm ve hark ve il- tiyâm, birtakım suver ve eşkâl-i latîfe ile zuhûrudur. Bu mertebeye “âlem-i misâl” tesmiye olunmasının sebebi budur ki, âlem-i ervâhdan zâhir olan her bir ferdin, âlem-i ecsâmda iktisâb edeceği sûrete mümâsil bir sûret bu âlemde hâsıl olur; ve bir tâife ona “hayâl” derler. Zîrâ bu sûretlerin müdri- ki, kuvve-i hayâliyyedir.
Muhakkikîn indinde “misâl” iki kısımdır: Biri budur ki, kuvve-i hayâ- liyye-i insâniyye onun idrâkinde şarttır; ve rü’yâda ve tahayyülde zâhir olur. O idrâk ba’zan savâb ve ba’zan hatâ olur; ve ona “misâl-i mukayyed” [m/36] ve “hayâl-i muttasıl” derler. İkincisi budur ki, onun idrâkinde kuv- ve-i hayâliyye şart değildir; belki kuvve-i bâsıra dahi idrâk edebilir. Âyînede ve mücellâ olan sâir şeylerde görünen sûretler gibi. “Misâl”in bu kısmına “misâl-i mutlak” ve “hayâl-i munfasıl” derler. Zîrâ bunlar kuvve-i hayâliy- yeden ayrı olarak bizâtihâ mevcûddurlar. Ervâhın reng-i cesed ile görünüşü bu kısımdandır. Nitekim ervâh-ı mevtâ sûret-i cismâniyye ile rü’yâda görü- lür; ve kâmilin rûhu, sûret-i cismâniyye ahzederek kendi muhibbânından birisine zâhir olur. Bu zuhûr ve rü’yet sahîh ve savâbdır; bunda aslâ hatâ yoktur. Âlem-i misâle “âlem-i berzah” ve “mürekkebât-ı latîfe” de derler; ve ba’zıları ervâh ve misâl âlemlerini cem’edip, “âlem-i melekût” tesmiye ederler. Âlem-i misâl âlem-i ervâhın feyzini, âlem-i ecsâma îsâle vâsıtadır; ve ervâh ile ecsâm arasında bir berzahtır; ve berzahiyeti hasebiyle her iki âlemin ahkâmını da câmi’dir. Zîrâ zâhir ve bâtındır; ve gayb ve şehâdet arasında hadd-i fâsıldır. Cism-i mürekkeb-i mâddînin aynı olmadığı gibi, cevher-i mücerred-i aklînin dahi aynı değildir. Fakat hem âlem-i ecsâmın ve hem de âlem-i ervâhın