Oğuz Atay'ın ilk olarak 'Tutunamayanlar' kitabına başlamıştım yıllar önce. Bir çok insan gibi beğendiğim kısımları olsa da anlayamadığım için yarıda bırakmıştım. Daha sonra sosyal medyada severek takip ettiğim birisinin şu yazısına denk geldim: 'Siz de Tutunamayanlar'ı yarım bırakanlardansanız; İlk önce Tehlikeli Oyunlar'ı okuyup Oğuz Atay'ın kalemine hakim olduktan sonra Tutunamayanlar'ı okuyabilirsiniz. Kitap çok daha anlamlı hale gelecektir.' Böylece başladım...
Bu kitabı da oldukça dikkatli, ağır ağır ve sadece odaklabileceğim ortamlarda okumama rağmen kafamın karıştığı bir çok yer oldu. Çünkü kitap olaydan çok Hikmet Benol' un kafasından yazdığı oyunlar üzerinden ilerliyor. Gerçek diye sayfalarca okuduğum bazı şeyler birden oyun çıkıyor. Gerçek sandığım karakterler kurgu, kurgu sandıklarım gerçek çıkıyor. Konudan konuya atlamalar çok fazla. Kendi kendime ''Noluyor ya?'' dediğim çok oldu açıkcası. Biraz daha arka planda kalan olayların anlatımında ise herhangi kronolojik bir sıra izlenmiyor. Bu yüzden okuması gerçekten zor bir kitaptı.
Bu kadar şey anlatınca kitap için olumsuz eleştirilerle dolu bir inceleme yapacağımı düşünmeyin. Açıkcası kitaptaki bu zorluk da kendine çekiyor biraz. Neyin gerçek neyin oyun olduğunu bitirene kadar anlayamamak bir yandan da merak ettiriyor. 'Bazı kısımları atlayayım ana meseleye geleyim' deseniz tamamen koparsınız. Öyle bir kurgu var ki kitabı bitirene kadar asla tamamlanmıyor.
Kitapta benim en sevdiğim şey Oğuz Atay'ın betimlemeleri, tanımlamaları, ufak mesajlarıydı. O kadar farkındalıkla yazılmış, bazı taşlar öyle gediğine oturtulmuş ki... Ana karakter Hikmet kafası karışık birisi ve kendi benliğini arıyor. Nerede arıyor, doğru yerde mi bilmiyor ama arıyor. Kendi kendine konuşmalarıyla genel insanlığın da neye ihtiyaç