İnsan birini özlemeyegörsün, Özlenenin sureti inatçı bir hayalet gibi yakasına yapışıyor. Atılan her adım da alınan her solukta sinsice kendisini hatırlatıyor. O zaman özlediğine dair tüm hatıraları bir temize çekiyor kişi ve en çok onların arasına yenilerini katamayacağına üzülüyor. Galiba hatıraları böylesine kederli kadar yapan, onları çoğaltamayacağımızı bilmek…
Fosillerden, kurumuş dal parçalarından, kemik artıklarından elmas yapmak tabiat için neyse, saadet de Beşer için o’dur. Kıymetsiz şeylerden kıymetli bir şey yaratmak, ruhumuzdaki süprüntülerden paha biçilmez mücevherler yapmak. Zor ve meşakkatli bir iş, tabiatın her parçasında elmas bulamadığımız gibi her insanın ruhunda da saadet bulamayabiliriz… ama az da olsa elmaslar gibi saadetler de var
Şaşırmanın bir sınırı var diye düşünür insan. Oysa hayatın en kederli ve en ümit verici yanı bu.Şaşırmanın sınırı yok. İflah olmaz iyimserleri ve karamsarları aynı anda ve aynı ölçüde haklı kılan, yaşanacak şaşkınlığın sınırsızlığı olsa gerek
Bazen düşünüyorum da, en gevezelerimiz bile aslında ne kadar az anlatıyor. En Açıksözlü olanlarımız dâhi birbirleriyle ancak sislerin, perdelerin, oyunların arkasından, onların zırhına yaslanarak konuşabiliyor. Bazen kırmamak, bazen de kırılmamak için. Galiba mühim olan birine her şeyi tüm açıklığıyla söylemek ve onun hakkında her şeyi öğrenmek değil, birbirinin zaaflarını, korkularını bilip dürtmeden, yaralamadan, kanatmadan kabullenmeyi becermek.