Halbuki o öyle bir yalnızlık istiyordu ki rüyasız
bir uykuya benzesin. Kandilini bile yakmayacaktı; küçük bir ışık bu eşyanın ruhunu uyandıracak, o zaman yatak, kanepe, perdeler, şimdi bütün bu uyuyan, karanlığın içinde ölmüş, gömülmüş şeyler bir hayat havasıyla silkinivererek uyanacaklar,dirilecekler ve onların arasında,kendisine gülümseyen bu aynanın,özellikle o aynanın içinde kendisinin, kendi resminin yanında artık yalnız kalmayacaktı. Yalnız! Yalnız! ... Hatta, işte şimdi kendisinden de korkuyor, kendisini görürse, evet, bu karanlıkta kalmak isteyen kadın
Bihter'le karşı karşıya gelirse bir tehlike ortaya çıkacak, birbirlerine söylenınemek lazım gelen şeyleri söyleyecekler; o zaman yalnızlıktan, karanlıktan, sanki bütün varoluşun yokluğundan aranan şey; o uyku, o derin, boş, ışıksız, rüyasız uyku bir daha dönmernek üzere silinecek zannediyor ve bundan korkuyordu.
Nigâr Hanım da müziği dinliyor, resimlerin, levhaların önünden geçiyor, şimdi sanki Bihter olarak, sonra Behlül, sonra Vedad, kâh Mediha Hanımefendi, kâh Halid Ziya Bey olarak, yakarışın seslerini işitiyor, bu nihayetsiz yakarışa karışıyor…
Pakize, sen, dürüst ve sade bir kadınsın... Etrafındaki münasebetsizlere uyma... Bu yavan, zevzek şairaneliklerin altında ne çirkin hakikatler gizlendiğini bilemezsin.
“Buraya geliniz görkemli yalılar, beyaz kikler, maun sandallar, arabalar, kumaşlar, mücevherler, bütün o güzel şeyler, bütün o yaldızlı emeller… Siz, hepiniz, buraya geliniz…”
Sayfa 32 - Türkiye İş Bankası Yayınları 13. Basım·Kitabı okuyor