Sıla hasretiyle sınanan, kiyan kokusuyla sermest olan, Kaptan-ı Deryasına meftun bir şiirzede ve şimdi bir de "denizin adına, suyun tadına ulaştıran" Ronya'sına anne.
Yaşamak dediğimiz şey, avuçiçi kadar daracık bir yerde yaşlanıncaya kadar dönüp dolaşmak mı demek ? Başka hiçbir şey yok mu? Dünya bu kadar mı yoksa başka türlü hayat mümkün mü?
Duygusal anlamda ihmal edilen insanlar iyi birer dinleyicidirler. Ancak konuşmakta, özellikle de kendileriyle ilgili bir şeyler anlatmakta çok iyi değillerdir. Aslında bu şekilde hayatlarındaki çok önemli bir besin kaynağını kesip atarlar. Her şeyden önce duygusal bağ hayatın özüdür ve hayatı yaşamaya değer kılar. Çok güzel bir kekin, şekeridir. İnsanın kalbidir.
Duygusal anlamakta ihmal edilerek büyüyen insanlar, ilişkilerinde duygular ile alakalı yanlış düşünceler taşımaya eğilimlidir. Burada güzel ancak çok ayrıntılı olmayan birtakım örnekler sunacağız;
1) Duygularınızı ya da problemlerinizi diğer insanlarla paylaşmak onları yük gibi hissetmenize neden olur.
2. Duygularınız ya da problemlerinizi diğerleriyle paylaşmak onların uzaklaşmasına sebep olur.
3)İnsanların sizin nasıl hissettiğinizi görmesine izin verirseniz, bunu size
karşı kullanacaklarını düşünürsünüz.
4) Diğerleriyle duygularınızı paylaşmak sizi güçsüz gösterir.
5) Zayıf yönlerinizi diğerlerinin görmesine izin vermek sizi dezavantajlı bir konuma sokar.
6) İyi bir ilişkiniz olmasını istiyorsaniz savaşmamak en iyi yoldur.
7) Problem ile ilgili konusmak yararlı değildir. Sadece eyleme geçmek bir problemi çözebilir.
Neyse ki bu inançlardan bir tanesi bile doğru değildir. Aslında her birisi ölümcül bir hatadır diyebiliriz. (Sadece herhangi
bir fikre nasıl tepki vereceğini bilmeyen duygusal anlamda ihmal edilmiş bir başka kişi ile duygularınızı paylaşıyorsanız bir istisna olabilir.) Duygularınızı kendinize saklamanız gerektiğini ifade eden doğrudan ya da dolaylı mesajlar alarak büyüdüğünüz
zaman, bu duyguları yük ya da diğer insanların hoşlanmayacağı seyler olarak düşünmeniz son derece doğaldır.
RAHMÂN, RAHÎM ALLAH ADINA
1 BEN bu beldeyi tanıklığa çağırırım.
2 senin serbestçe yaşadığın bu beldeyi.
3 ve [tanıklığa çağırırım] anne-babayı ve
çocukları.
4 Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve
imtihan [ile yüklü bir hayat]a gönderdik.
5 insan, kimsenin kendi üzerinde güç
sahibi olmadığını mı zannediyor?
6 Övünüp duruyor: "Ben, yığınla servet
tükettim!"
Şefkat gibi, duygusal besleme de biz insanları birbirimize bağlayan bir yapıştırıcı gibidir. Duygusal depoları dolduran yakıtlardır. Sağlıklı ebeveynlik için gereklidir ve iyi bir evlilikte karıkoca arasında yeteri kadar olmalıdır. Çocuk olarak ebeveynlerimizden duygusal besin aldığımız zaman, onu içselleştiririz ve bizim bir parçamız hâline gelir. Daha sonra yetişkinliğe eriştiğimizde, ihtiyaç duyan diğer insanlara rahatlıkla sunabiliriz. Bu kişiler bizim ebeveynlerimiz, arkadaşlarımız, eşlerimiz ya da çocuklarımız olabilir. Çocuklar sünger gibidir. Ebeveynlerinin sevgi, özen ve yardımlarını özümserler. Uzun süre su görmeyen bir sünger en sonunda sertleşir ve kurur. Sevgiden, ilgiden ve yardımdan uzun süre uzak kalan bir çocuk da sertleşir, duvar örer, duygusal besin
alıp verme konusunda sıkıntılar yaşar.