Yorgunum, kahvem çamur gibi Batmaya da razıyım, artık beni anla
Suriyelilerin sabahları vazgeçemedikleri iki alışkanlıkları vardı. Biri kahve içmek diğeri de Feyruz dinlemek... Feyruz'un o incecik sesi arabanın içine yayılırken ben de Şam'ı seyrediyordum...
Sayfa 202·Kitabı okuyacak
Reklam
Tuna mis gibi kokan kahveyle giriyor içeri. İşte günün en güzel saati…
Sayfa 24 - Doğan Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı
milyon kere milyon ton beyin sinir yürek ve o kara ve o kahve ve o yeşil ve o mavi ve o tütün rengi bal rengi bela rengi gözleri insanoğlunun ve emek milyar kere milyar ton insan emeği çiledir çizgilerinde alnımın nasırdır pençe pençe avuçlarımda ve sevgi ve nefret ve korku zulümdür işkencedir zindandır sızlar kemiklerim toprakta bile
Sayfa 79·Kitabı okuyor
Dedikodu teorisi ilk başta şaka gibi gelebilir ama pek çok çalışma bunu destekliyor. Bugün bile insanlar arasındaki iletişimin büyük bölümü, ister e-posta ister telefon konuşması veya gazete sütunları olsun, dedikodudan oluşur. Bu durum bize o kadar doğal gelir ki sanki dilimiz dedikodu aracı olarak evrilmiş gibidir. Yoksa siz tarih profesörlerinin öğlen yemeğinde Birinci Dünya Savaşı’nın sebeplerini tartıştığını veya nükleer fizikçilerin akademik konferansların kahve molasında zerreciklerden bahsettiklerini mi düşünüyorsunuz? Belki bazen öyledir. Ancak genellikle, kocasının kendisini aldattığını yakalayan profesör, bölüm başkanıyla dekan arasındaki tartışma veya bir meslektaşlarının araştırma fonuyla kendisine lüks bir araba alması gibi konularda dedikodu yaparlar.
“Tüm kalabalıklar içinde en güzel sensin Tüm sesler içinde en güzel senin sesin Ya büyülü şeyler var sende Ya da ben seni sevmeyi fazla kaçırıyorum..”
Reklam
Reklam