susturdugum her dusunce karanlıkta curumedi; bilakis keskinlesti. sessizlik, dusuncenin mezari degil, biley tasidir cunku. ve ben kendi zihnimin en keskin yerinde kanamayi öğrendim. karanlık dediğin şey, korkaklarin uydurdugu bir masal. ben karanliga baktim ve orada açlık gördüm. aclik. ama sefaletin değil, doğmamış bir gucun acligi. onu doyurmadım. cunku doyurulan guc, evcilleşir. ilk ışıkta kuduran bir varlik tasavvur ediyorsun. ben ise isigin kendisini sorgularim. ben gozlerimi kamastiran o yalancı aydinliga değil, gozlerimi yakan çıplak hakikate yürürüm. yenilgi mi? ben yenilgiyi bir sonuc olarak degil, bir secim olarak yaşadım. kaybettigim anlar oldu ama o anların hicbiri bana ait olmayan bir degere boyun egdigim için degildi. benim kayiplarim bile bana sadıktır, sen sevgiye bile sadik olmadin. tanrinin sesini bir zafer sanıyorsun. ben o sesi, evren uzerinde titremeye durmus tizler olarak degil de bir meydan okuma olarak gordum. eger bir ses varsa, o sesi yok edecek olan da sendin. son noktadayim diyorsun. yaniliyorsun. son diye gordugun yer, aliskanliklarinin mezar tasiydi sadece. bilir misin, mezar taslari yaşayanları degil de eski olanı isaret eder. ben kendimi, kendi ellerimle asindiririm. ta ki geriye, inkâr edemeyeceğim bir şey kalana kadar. ve iste o sey, o şey benim.