7/10
·360 syf.··
2026 16. kitabı
İklim krizleri ve ekonomik çöküşlerin yaşandığı , siber-biyolojik bir yaşam düzeninin olduğu, insanların yarı organik yarı geliştirilmiş robotik organlarla yaşadığı bir dünya hayal edin. Bu hayali dünyada , sadece kıyafetleriniz veya eviniz değil; ciğeriniz, gözünüz, gen haritanız ve hatta hastalıklarınız bile ilaç şirketlerin patentli mülkü. İnsanların, daha iyi görebilmek, daha hızlı koşabilmek ya da sadece hayatta kalabilmek için bedenini ilaç firmalarına kiralaması ve ya yüksek maliyetlerle borçlanması gerekmektedir. Hikayemizin kahramanı Kobo, küçük yaşta geçirdiği kazalar nedeniyle vücudunun yarısı siber-organik protezlerden oluşan biridir. Kobo, bir "Beden İzcisi" yani görevi devasa ilaç firmalarının finansa ettiği beyzbol ligleri için genetik olarak modifiye edilmiş insanüstü yeteneklere sahip sporcuları keşfetmek.. Birgün Kobo’nun hem evlatlık kardeşi hem de ligin en büyük genetik mucizesi olan yıldız beyzbolcu J.J. Zunz, maç esnasında sahada, dehşet verici bir şekilde vefat eder. Kobo, kardeşinin ölümünün ardındaki sırrı çözmek için New York’un yeraltı dünyasına, illegal organ laboratuvarlarına ve kurumsal gökdelenlerin zirvesine uzanan tehlikeli bir soruşturmaya girişir. Bu yolda hiç beklenmedik sırlarla da karşılaşır. Bilimkurgu-polisiye distopyası türündeki bu roman aynı zamanda bize, "Bedenimiz kime ait?", "Teknoloji bizi özgürleştiriyor mu yoksa köleleştiriyor mu?" ve "İnsan kalmanın sınırı nedir?" gibi soruları da soruyor. Sayfaları çevirirken hem yüksek tempolu bir cinayet gizemini merak edecek hemde geleceğin dünyasında bunları yaşama ihtimali mümkün mü diye kendinize soracaksınız. Yazarın kalemi için kısaca akıcı , sıradışı diyebilirim .Hikaye örüntüsündeki tasvirler o kadar iyi yazılmış ki, bana bilim kurgu filmi izliyorum
Beden İzcisiLincoln Michel · The Kitap · 202217 okunma
Cesur Yeni Dünya
6/10
·272 syf.··
2026 20. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:50
Merhaba arkadaşlar bugün sizlere bilim kurgu klasiklerinden biriyle geldim. Yeni girdiğim güzel bir grupla bu kitabı okuyup bitirdik ve değerlendirmesini yapacağız. Açıkçası kitabı hiç sevemedim bana hiç hitap etmedi. Abartılmış bir klasik olarak görüyorum, tabii bu kendi fikrim. Severek okuyanlara saygım sonsuz ama bana göre değildi hiç. Gelin kitaptan bahsedelim hemen biraz. Kitap, insanların laboratuvarlarda üretildiği, çocukluktan itibaren şartlandırıldığı ve "mutluluk" adına özgürlüklerinden vazgeçtiği bir geleceği anlatır. Teknolojinin ve bilimin aşırı ilerlediği; ancak aile, bireysellik ve duyguların tamamen yok edildiği, "cemaat, özdeşlik ve istikrar" üzerine kurulu bir geleceği anlatan dünyaca ünlü bir distopya eseridir. Romanda anlatılan Londra’da insanlar geleneksel yollarla doğmaz, kuluçka merkezlerinde tüplerde üretilir ve genetik olarak sınıflara (Alfa, Beta, Gama vb.) ayrılır. Bireyler uykudayken dinletilen ses kayıtlarıyla (hipnopedya) eğitilir ve sorgulamadan sadece tüketen, haz odaklı bireyler haline getirilir. Doğal üreme ve annelik-babalık gibi kavramlar yasak ve "pornografik" bulunur. Acı ve mutsuzluk "soma" adı verilen yan etkisi olmayan uyuşturucularla bastırılır. Sistem bu şekilde kusursuz işlerken, modern dünyanın kurallarına uymayan iki karakterin ortaya çıkmasıyla düzen sarsılır. Sistemin dışında, geleneksel bir yaşam süren bir bölgede (Vahşi Rezerv John) annesiyle birlikte büyüyen John, medeni dünyaya getirilir. Shakespeare okuyarak büyüyen John, medeniyetin sözde "mutlu" ama ruhsuz insanlarına karşı çıkar; aşk, acı çekme ve özgür irade gibi kavramları savunarak sistemin yöneticileriyle felsefi bir çatışmaya girer. Roman, toplumsal istikrar uğruna insanlıktan çıkmanın ve bireyin sistem tarafından nasıl yok edilebileceğinin en çarpıcı
Bilim-Kurgu
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·236 syf.··
2026 68. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 20:38
Stanislaw Lem'in meşhur bilim kurgu romanı. Solaris'in içeriği din, psikoloji, felsefe gibi birçok alanla ilişkili. Bu ilişkinin nedeni de romanın merkezinde bulunan, insanın anlama arayışı. Uzak galaksilerden iç dünyaya kadar her yeri anlama arzusu insana hükmediyor ve solaris bu arzunun üzerine kurulu. Prometheus isimli uzay gemisinden solaris isimli çift yıldızlı bir sisteme ait gezegene gelen Kelvin'in yaşadıklarını merkeze alıyor roman. Burada prometheus adı boşuna seçilmemiş. İnsanlar için ateş metaforuyla bilgi çalan bir titan olan prometheus ile solaris'teki gizemli ve tüm gezegenin yüzeyini kapsayan plazmik varlığı öğrenme arzusundaki bilim insanları arasında benzerlik var. Üstelik prometheus kelimesinin etimolojik anlamının 'önceden öğrenmek' olması, bu kanaati güçlendiriyor. Romanın merkezinde anlama çabası olduğunu söylemiştim. Aydınlanmacı kültürde dış dünya akla uygundur ve anlaşılır. Hegel'in dediği gibi: "Gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir." Lakin solaris romanı, gerçeğin bu kadar kolay bir şekilde anlaşılamayacağını, bir yerden sonra anlama yetisinin kifayetsiz kalabileceğini anlatıyor. Anlamaya çalıştığımız bir başka bilinçli varlığı kendi zihinsel kategorilerimizde anlamaya çalışıyoruz ama bu bir yerden sonra iflas ediyor. Bunun da ötesinde, romanda, galaksileri ele geçiren insanın iç dünyasıyla yaşadığı sorunlardan bahsediliyor. Anlama etkinliğinin sınırları olacağını döne döne anlatıyor solaris. Tarkovsky bir kez daha; insanlık durumunu, onun özünü (eğer varsa) ve sınırlarını, insanın belirli eşikleri (bilim ya da bilinç eşiklerini) geçmesi gerekip gerekmediğini sorgulamak için karakterlerin, kişiliklerin ve psikolojilerin büyüleyici ve karmaşık bir incelemesini sunuyor. Zira insan, bir dirençsizlik, dikbaşlılık ve hatta
SolarisStanislaw Lem · İletişim Yayınevi · 20181,591 okunma
Puan vermedi
Haziran ayına oldukça etkileyici bir kitapla başladım. Daha önce H.G. Wells'in Zaman Makinesi eserini okuyup çok sevdiğim için bu kitaptan da beklentim yüksekti. Neyse ki beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Kitap, geçirdiği gemi kazasının ardından kendisini gizemli bir adada bulan Edward Prendick'in yaşadıklarını anlatıyor. Adanın sahibi Doktor Moreau'nun yürüttüğü deneyler ve adada yaşayan tuhaf canlılar, hikâyenin merkezini oluşturuyor. İlk sayfalardan itibaren merak duygusunu canlı tutan eser, ilerledikçe gerilimi artırıyor ve okuyucuyu sürekli bir sonraki sayfaya yönlendiriyor. Ben kitabı büyük bir heyecanla okudum. Özellikle adanın gizemli atmosferi ve yazarın yarattığı huzursuzluk hissi beni hikâyenin içine çekti. Sadece bir bilimkurgu romanı olmanın ötesinde; insan doğası, ahlak, bilimsel sınırlar ve güç kavramı üzerine düşündüren yönleri de oldukça etkileyiciydi. H.G. Wells'in yıllar önce yazmış olmasına rağmen günümüzde hâlâ tartışılan etik konulara değinmesi beni ayrıca etkiledi. Kitap boyunca "İnsan nedir?" ve "Bilimin sınırı olmalı mı?" gibi sorular zihnimde dönüp durdu. Akıcı dili, sürükleyici kurgusu ve düşündüren alt metni sayesinde kitabı elimden bırakmak istemedim. Bilimkurgu ve klasik eserleri sevenlerin mutlaka şans vermesi gerektiğini düşündüğüm bir kitap oldu.
Doktor Moreau’nun AdasıH. G. Wells · İthaki Yayınları · 201810bin okunma
İnceleme
10/10
·264 syf.··
2026 8. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 21:46
Bir sinirbilimcinin, pozitif bilimlerle haşır neşir olmuş birinin kurgu yeteneğinin bu kadar gelişmiş olması; muazzam. Beden dondurma yöntemini (kriyonik) teknik detayları ile verirken okuyucuyu sürükleyen bir hikaye ile de bilim kurgu romanı keyfi yaşatıyor. Kitap ölüm, araf, ruh gibi kavramları insanı sıkmadan, belli bir mantıksal zemine oturtarak anlatıyor. Bende kalan iki soru; - Tam olarak hangi anda ölmüş sayılırız? - Ruh tam olarak nedir? Cevapları aşağıdaki ifadelerde saklı; - Yaşam ve ölüm arasında acil çıkış kapıları bulunan uzunca bir tünel vardır. "Ya yaşıyorsun, ya ölü" gibi bir ON-OFF mekanizma çalışmaz - Ruh, hücreleri bir arada tutan enerji olabilir mi? Keyif li okumalar dilerim...
BiomortemSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 20252,798 okunma
8/10
·325 syf.··
2026 8. kitabı
Kitap düşük IQ’lu bir birey olan Charlie’nin ve bir denek faresi olan Algernon’un hikayesini anlatıyor. Hikayeyi takip ederken Charlie’ye üzülmemek elde değil. Düşük IQ’lu, yani gerçek anlamda saf olmak gerçekten üzücü bir şey. Charlie’nin bu süreçteki en yakın arkadaşı ise bir fare olan Algernon oluyor. İkisinin de ortak noktası, en azından bilim insanlarının gözünde birer denek olmaları. Charlie onu çok seviyor ve kendini sürekli onunla kıyaslıyor. Kitap, ayrıca bu tür önemli deneylerdeki bilim insanlarının farklı yaklaşımlarını ve farklı etik değerlerini de başarıyla ortaya koyuyor. Bilim insanları Charlie’yi bir insan olarak değil, bir denek olarak görüyorlar ve bu durum Charlie’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü Charlie’nin asıl öğrenmek istediği, gerçekte kim olduğu; yani nasıl bir insan olduğuydu. Dünyaya diğer insanlar gibi normal bir zekayla gelseydi ne tarz bir insan olacağını merak ediyor ve bunu öğrenmeye çalışıyor. Kitabı okurken bir Amerikan romanı olduğunu (pragmatik/faydacı) hissediyorsunuz. Teknik bir eleştiri; başkahramanımız IQ’su düşük olduğu için birçok kelimeyi yanlış söylüyor ve yazar da bunu belirtmek için kitapta yanlış yazılmış kelimelere yer vermiş. Doğrusu ben bu tarzı pek beğenmedim; okurken akışı kesiyor ve "Acaba kelimeyi yanlış mı okuyorum?" diye sürekli duraksamama neden oluyor. Yine de bu teknik tercihin arkasındaki dünya, bizi oldukça derin bir hikayeye götürüyor. Kitabın temposu, Charlie’nin Algernon ile beraber yaşamasından ve ardından ayrı eve çıkmalarından sonra hızlanıyor, daha keyifli bir hal alıyor; tıpkı Charlie’nin zekasının hızla artması gibi. Ameliyattan sonra o kadar çok gelişmişti ki, artık kendi eski halini farklı bir insanmış gibi görüyor ve ona dışarıdan bir gözle "Charlie" diyordu, bu gerçekten enteresandı.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,6bin okunma