MARVEL ve PARALEL EVRENE GİDİP DÖNEN Mİ VAR?
Okuyanlar hemen anımsayacaklar: Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Lemeat isimli eserinde "zihindeki meratip" diye bir şeyden bahseder. Peki nedir zihindeki meratip-mertebeler? Efendim, izâhı uzundur, kısaltmak da zordur. Fakat şöyle bir yerden belki bir parça kolaylanır: Zihindeki meratip birşeyin/fikrin insanda kesin inanış haline gelmesi sürecini açıklar. Yâni denilebilir ki: Kanaatler dünyamızda önce "hayâl" olarak varolurlar. Sonra o hayâller kalıba bürünüp "tasavvur"lara dönüşürler. Sonra o tasavvurlar da bir parça ukalalaşıp "taakkul" evresine taşınırlar. Sonra o taakkullar da kablarına sığmayarak "tasdik" mertebesine erişirler. Sonra o tasdikler yolculuklarına devam ederlerse bir taraftarlık edinip iz'ân'a (ferâset) kavuşurlar. İz'ânın ardından "iltizam" -Gerğini yapma- devresi gelir. İltizamlar da inanışlarımızın ellerini tutup "itikada" götürürler. Bu süreçle dünyamız şekillenir. Sağlıklı işlemesiyle sağlıklı şekillenir. Yoksa kimi arızalar oluşur. (Aynı eserde oluşabilecek arızalara dair izâhlar da vardır.) Neyse. Uzatmayacağım. Hemence mürşidimin bir başka metninde "peygamber mucizeleri" ile "medeniyet harikaları" arasında kurduğu ilgiye koşacağım. Evet. Bence bu ilgi de bir parça Lemeat'taki mezkûr bahse dokanır. Nasıl? Belki biraz şöyle: Ancak Nebilerle gelen mucizeler sayesinde insanlık böylesi hayâller kurmayı öğrenebilmiştir. Her bir Peygamberin beraberinde getirdiği delil, bize bir bilim dalında ulaşılacak zirvenin fotoğrafını çeker, yani bir nevi beşerin aklına karpuz kabuğu düşürür. Bu sayede varmayı arzuladığımız düşlerimiz olur. "Olabilirler"imiz olur. Bu düşler/olabilir de zamanla müteşebbis âkillerin mesaileriyle gelişerek gün yüzüne çıkarlar. Yâni mucizelerimiz bizim tahayyül öğretmenlerimizdir. __Fakat bugünlerde hayâllerimizin başka
Tefekkürât
Aklımda kalan en romantik olaylardan biri nedir? Pierre Curie'nin nobel Marie'nin de hakkı eğer o yoksa ben de yokum diyerek bir bilim insanı için zirve noktalardan birine karısının hakkını savunmak adına itiraz edebilmesi. Bakın bu çok seksi bir olay. Fena bir olay. Sadece kendini düşünüp karısının hakkı için uğraşmayarak kendi ödülünü alıp kenara da çekilebilirdi ama yapmadı bunu, karısının hakkını da savundu. Marie Curie nobel alan ilk kadın bilim insanı oldu zaten. Yani olay da cinsiyetlerle alakalı bir durum yoğun oranda bulunuyor buna rağmen tatlış, ponçik, pıtırcık Pierre karısını ve karısının emeklerini satmıyor. Zaten o ikisinin çok hoş bir birliktelikleri vardı. (Okuduğum tek bir biyografi kitabınca konuşuyorum. Çocukları değilim işin özünü bilemem.) Maddi zorluklar içerisinde, zor şartlarda çalışmalar yapılıyordu. İçlerinde ilginç düzeyde bir istek vardı bilim adına. Marie'yi okurken bir şeyi bu kadar istemenin nasıl bir duygu olacağını merak etmiştim. Başka bilim insanları onun çalışma ortamında gelince, böyle bir yerde nasıl çalışabildiniz diye şaşırıyordu, o derece zor şartlardı. Yks birincisi olan çobanların birkaç seviye üstü gibi düşünebiliriz herhalde durumu. Buraya kadar işler çok hoştu. Sonra Pierre ölüyor ve bir miktar süre (Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum.) ardından Marie, Pierre'in eski öğrencilerinden biriyle birliktelik yaşıyor. Tabi bu magazin gündemine düşen bir birliktelik oluyor çünkü bir takım başka dedikodusal sebepler de barındırıyor içinde. 16 yaşındayken bu yeni birlikteliğin anlatıldığı yeri okurken biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Nedense birbirlerine verdikleri desteği okumak onların birbirlerinden başka kimseyle olamayacağı hissiyatını vermişti bana. Gel gör ki öyle değilmiş. Şimdiyse dönüp baktığımda fazla romantik bir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bunun devamında felsefe, bilimi; bilim de sanatı tetikler. Peki aşk'ı tetikleyen nedir? Bence, "müzik"
Bilim

Ali Mekke ÇAYLI

@alimekke
·
Fırsattan istifade edebilenler için; aşk, felsefeyi tetikler.
Aşk
Entropi, temel olarak bir sistemdeki düzensizliğin, karmaşanın ve rastgeleliğin ölçüsüdür. Termodinamiğin İkinci Yasası’na göre, izole edilmiş bir sistemde entropi (düzensizlik) her zaman artma eğilimindedir. Matematiksel olarak, bir sistemin durumu S ile ifade edilirse, bu süreç şu basit eşitsizlikle özetlenir: Δ S ≥ 0 Yani, dışarıdan aktif bir enerji (zihin, emek, odaklanma) girişi olmadığı sürece, herhangi bir sistem kendiliğinden daha düzenli bir hale gelmez; tam tersine, parçalanır, dağılır ve nihayetinde "en olası" (yani en düzensiz) duruma evrilir. Bu kavramı sosyal medyadaki duruma ve kültürel analize uyarladığımızda, neden derinlikli yazıların "yüksek enerjili" (düşük entropili) bir düzen, "günaydın" postunun ise "düşük enerjili" (yüksek entropili) bir kaos olduğunu daha net görebiliriz. Entropi, bir mesajdaki "belirsizlik" veya "rastgelelik" ile ilgilidir. Derinlikli bir entelektüel analiz yazısı, düşük entropilidir; yani çok fazla düzen, yapı ve anlam içerir. Okuyucunun zihninde bir "işleme" (enerji harcama) süreci gerektirir. Öte yandan, sosyal medyadaki "günaydın" paylaşımları yüksek entropilidir. Bu paylaşımlar aslında "gürültüdür" (noise). Anlamı yoktur, yapısı yoktur, işlenmesi gerekmez. İnsan zihni, en az enerji harcayacağı yolu tercih ettiği için, entropik olan (düzensiz/kolay) akışa doğal bir çekim duyar. Sosyal medya platformlarının algoritmaları, entropinin yasalarına uygun olarak çalışır. Algoritma, insanların en az direnç gösterdiği yolu (en yüksek etkileşimli, en az bilişsel çaba gerektiren içerik) ödüllendirir. Bu da sistemin toplam entropisini artırır. Bu süreci durdurmak veya tersine çevirmek için "Negentropi" (Negatif Entropi) üretmemiz gerekir: Negentropi nedir? Sisteme dışarıdan "düzen" ve "enerji" enjekte etme sürecidir. Yani bir
Felsefe
Kitaplığımda okunmayı beklerken tekrar ağaca dönen kitaplar
Artık eskisi kadar kitap almadığım için (kendimi eğitme çabaları) kitaplığımda okunmayı bekleyen kitapları bir iletide toplamak istedim. İşte karşınızdaaa asla sıfırlanmayan o malum liste: ---TÜRK EDEBİYATI--- --Tarihi-- >Nutuk-M. K. Atatürk >Milli Mücadele Tarihi-Halil İnalcık >Eski Türk Tarihi-Ahmet Taşağıl >Kök Tengri'nin Çocukları-Ahmet Taşağıl >Osmanlı Padişahları-Erhan Afyoncu >Ateşten Gömlek-Halide Edip Adıvar >Küçük Ağa-Tarık Buğra >Ankara-Yakup Kadri Karaosmanoğlu >Deli Kurt- H. Nihal Atsız --Klasik/Roman-- >Semaver-Sait Faik Abasıyanık >Aylak Adam-Yusuf Atılgan >Surname-İskender Pala >Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala >Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar >72.Koğuş-Orhan Kemal >Dede Korkut Hikayeleri --Şiir-- >Uzak-Oruç Aruoba >Yağmur-Nurullah Genç ---YABANCI---
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -IV-
Tarih bir "yorum-bilim"e dönüştüğünde tesbitler büyük resme talip olmaya başlarlar. Sözgelimi: Batı'nın tarih anlayışına göre, yine kendisinin tâyin ettiği çağların açılıp kapanması, cisimce gayeten küçük olayların sonucu olarak gerçekleşmiştir. İlkçağın bidayeti yazının bulunmasıdır meselâ. Yeniçağın başlangıcı ise İstanbul'un fethidir. Fakat, ne yazıyı bulan kişiye/kişilere ne de İstanbul'u fetheden mübarek orduya/komutana sorsanız, böyle bir niyette oldukları bilgisini onlardan alamazsınız. Evet. Onların eylerken Batılı tarihçilerce çıkarılacak sonuçlardan haberleri yoktur. Kendilerine âit niyetleri vardır. Belki biraz da öngörüleri. Ancak işin varacağı nokta tastamam hasbelkaderdir. Yâni "hesabü'l-kader"dir. Kaderin bir hesabıyladır. Buna benzer birçok misâl verilebilir ki, bir yorum-bilim olarak tarih, küçük olaylara sahiplerinin niyetçe kaldıramayacağı kadar büyük ağırlıklar yükler. İsabetsiz de değildir üstelik. Çünkü tetkikini daha büyük bir resme göre yapar. Sonuçları eylem sahiplerinin öngöremeyeceği bir genişlikte görür. Onları analiz eder. Atılan taşın dalgalarının nerelere kadar vardığını seyreder. Bütün bu okumalarının ardından da mezkûr olayları çağlarının başlangıcı olarak atar. Ha, elbette, nazarını etkileyen kendi imânıdır. İdeolojisinin öğrettiği önem sırası tâyinlerde belirleyicidir. Şüphesiz bu tarihi yazan biz Müslümanlar olsaydık çağların durumu bambaşka olurdu. Bu nedenle, ben, kimilerinin "Muaviye radyallahu anhı sevmeye engel" gibi gördüğü meşhur metni, Bediüzzaman'ın tarih okuması olarak da analiz ediyorum. Nedir? Yeniden misafir edelim: **"Cemel Vak'ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Âişe-i Sıddîka (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) arasında olan muharebe, adalet-i mahzâ ile adalet-i izafiyenin
Hazreti Muaviye