İlim ve terbiye huyları değiştirmez, sadece örter.
Kötü huylu bir insanı, bilimsel ve deneysel terbiye yöntemleriyle, dinî ve ahlâki aşılamalarla iyiliğe doğru bir dereceye kadar yöneltebilir ve huyları üstüne bir astar çekip bunları gizleyebilirsiniz.
Sayfa 44·Kitabı okuyor
Alıntı
İnsanın doğru düşünceleri nereden gelir? Gökten düşmez, doğuştan da gelmez. Doğru düşünceler ancak toplumsal pratikten doğar. Bu pratik üç temel alanda gerçekleşir: Üretim mücadelesi, sınıf mücadelesi ve bilimsel deneyler.
Sayfa 151 - Umut Yayımcılık | Düşünme ve Çalışma Yöntemleri·Kitabı okuyor
Politik Felsefe
Reklam
Hırstiyanlık Ve Nasyonal Sosyalızmin amaçları
Ölümü insanlar için daha kolay bir hâle getirmek adına kilise onlara daha iyi bir dünyanın yemini atıyor. Bizse insanlardan hayatlarını değerli bir şekilde yaşamalarını istemekle yetiniyoruz. Bunun için kişinin doğanın kanunlarına uyum sağlaması yeterli. Gelin bu ilkelerde ilham bulalım; böylece uzun vadede dini yeneriz. Ancak nasyonal sosyalizmin bir inanç biçimi oluşturarak dini taklit etmesi katiyen mümkün değildir. Tek amacı yalnızca mantığa biat eden bilimsel bir ilke oluşturmaktır.
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Tarih
Osmanlı, bilim'de geri kaldı
Batı'da laiklik, ekonomik-top­lumsal-siyasal bir süreç sonucunda ortaya çıktı ve kurumlaştı. Ama laikliği günümüzde de "çağdaş toplumlar" için vazgeçil­mez kılan iki temel neden var: 1) Dine dayalı devlet, özgür dü­şünceyi, bilimsel gelişmeyi, değişen koşullara uygun yeni kurum ve kuralların konulmasını zorlaştırmakta, hatta engellemekledir; 2) Dine dayalı devlet, iktidardaki "tek inanç"ın dışındaki inanç gruplarına aynı haklan tanımadığı için, farklı inançtan toplum kesimlerinin "barış içinde" yaşamaları olanağını büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır, din ve mezhep savaşlarını kolaylaştır­maktadır. Bu anlamda laiklik, farklı inançtan bireylerin -eşit haklara sahip- "yurttaş"lar olabilmelerinin, bir "ulus" oluşturabilmelerinin ön koşuludur. Bir "ulus" olmadan "çağdaş"laşabilen toplum ise yoktur. Laikliği bir "toplumsal zorunluk" olarak gündeme getiren bu iki neden, elbette ki Türkiye için de geçerliydi. Osmanlı Devle­ti'nin "yükselme" döneminde, dinsel iktidar da siyasal iktidara -yani padişaha bağlıydı. Ama ne zaman ki durum tersine döndü ve siyasal iktidarın güç yitirmesinden yararlanan dinsel güçler et­kilerini arttırdılar; "din" toplumun çağa ayak uydurmasını engel­leyen bir kurum görünümü kazandı. Örneğin, Gutenberg'den birkaç yıl sonra Türkiye'de de ilk basımevi kurulduğu halde, bunun sadece Museviler ve Hıristiyanlar için kullanımına izin verildi. 1566 yılında, padişahın baş çevirmeni Ali Bey, Tevrat ve incil'i "halk Türkçesi"ne çevirdi ve basıldı. Ama Müslüman halkın Ku­ran'ı kendi dilinden okuyup anlayabilmesi, ancak 1930'lardan sonra -yani laik Türkiye'de- gerçekleşebildi. Müslüman Osman­lıların da basımevini kullanabilmeleri için, Şeyhülislam ancak Gutenberg'den 270 yıl sonra fetva verdi. İlk gözlemevi, 1580 yılında -Şeyhülislamın fetvası ile- dine
Birçok bilimsel araştırma, gizli servis laboratuvarlarında yürütülüyor... Ve yeni teknolojileri, evvela istihbarat örgütleri kullanıyor.
Sayfa 223·Kitabı okuyor
Bilimsel kurumlar eşi benzeri görülmemiş bir güvenilirlik iddiası sayesinde nüfuz kazandı. Bir kilise, insanların kendisine güvenmesini çünkü mutlak hakikati yanılmaz bir kutsal kitap formunda ellerinde tuttuğunu söylerdi. Buna karşın bilimsel kurumlar, kendi hatalarını ortaya çıkaran ve düzelten güçlü telafi mekanizmaları geliştirdiği için otorite kazanmıştı.
Sayfa 125 - Kolektif Kitap·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam