Dolunayın Kırık Aynası / Tuğçe Sarıgül
"Yara izlerinin insanın canını ne kadar yaktığını iyi bilirim."
Merhabaalar, Uzakdoğu'nun esintileri arasında fantastik bir dünyaya adım atacağız. Dolunayın Kırık Aynası ile yeniden doğan bir kadının intikamını okuyoruz. Benim severek okuduğum bir kitap oldu, siz okuyunca neler hissedeceksiniz merak ediyorum.
Ayana ana karakterimiz, kendisi bebeğiyle birlikte hayatını kaybediyor ve tekrar canlandığında bu sefer herkes tarafından nefret edilen birisinin bedeninde. Saraya girmelidir ve hayatını çalanlardan intikamını almalıdır.
Ayana'nın özellikle bebeğiyle ölmesi beni aşırı üzdü. Böyle içim biraz cız etti. O sevdiği adamı bir kaşık suda boğasım geldi. Yazar bence bu yeniden doğma fikrini güzel bağlamış. Ayana'nın geri dönmesi için güçlü bir sebebi olduğunu bize yansıtmasını sevdim. Bu yeniden doğuş kısımda ben biraz ürperdim yani başıma gelse ne yapardım diye düşünmeden edemedim.
Kitapta saray entrikalarını sık sık görüyoruz, bayılırım entrikalara hele sarayda geçiyorsa tadından yenmez valla. Karanlık sırlar ve intikam arzusu da işlenen temalardan yani ortalık biraz karışıyor arkadaşlar, siz şimdiden sıkı tutunsanız iyi olur.
Bu sıralar böyle farklı tarz bir kitaba ihtiyacım vardı. Evet, fantastik tür çok okuyorum ama bu alışılmış fantastik kitaplardan biraz daha farklı. Özellikle karakterin ölüp tekrar gelmesi ve başka bir bedende devam etmesi benim çok okuduğum bir konu değil. Bu yönüyle benim için yeni bir soluk, yeni bir heyecan oldu kitap.
Tuğçe Sarıgül'ün kalemiyle daha önce tanışmamıştım. Sarayı betimlemesini sevdim, gözümde canlandırmak çok rahat oldu. Yine ben canlandırırken biraz ülkemizdeki saraylardan da esinlenmiş olabilirim ne yapayım.
kitap 1930 ların sonunda basılmış ve gelecek hakkında ne kadar absürt, ahlak dışı faaliyletlerin olacağını en azından günümüze kıyasla çok iyi ön grmüş diye bilirim.
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
✯Bellisperennis✯ Ülkenin ve toplumun kanayan yaralarını, zaman zaman argo ifadeler olsa dâhi öylesine etkileyici anlatıyorsun ki, Günday’a duyduğum hayranlığa bir de zekâsına ve kalemine duyduğum hayranlık eklendi.
Bu kitap aslında dünyanın dört bir yanında karanlığa terk edilmiş, derin kuyulara düşmüş; çıkabilmek için binbir türlü eziyet yaşamış ve tüm bu acıların karşısında geleceğe dair umutlarını yitirmiş çocukların hikâyesini anlatıyor.
Kısa kısa öykülerden oluşsa da hepsinin ortak noktası, toplum olarak görmek istemediğimiz ya da görmezden geldiğimiz çocuklar. Her hikâye insanın içine işliyor, düşündürüyor ve vicdanıyla yüzleştiriyor.
Bu yüzden bu kitabı herkesin mutlaka okumasını tavsiye ederim. Belki o zaman etrafımızda olup bitenlere biraz daha duyarlı bakmayı öğreniriz.
Konu Hakan Günday olunca tavsiyelerimin ardı arkası kesilmiyor. Bu kez, çok kıymetli bir hocama kitabı önerip onunla birlikte okumak ve üzerine ortak bir inceleme hazırlamak benim için büyük bir mutluluktu. Okuma serüvenine eşlik eden bu paylaşımın ardından şimdi sözü hocama bırakıyorum.
Mahsun Evet bir eserin daha sonuna geldik. Hakan Günday ilk tanışmam değil belki ama kendisini,kalemini takdir ettiğim hatta biraz daha ileri gideyim çok sevdiğim eseri Derz oldu.Derz;insanların karanlık taraflarını anlatan sıradışı bir yapıt olarak karşıma çıkmakla beraber, hikaylerde anlatılan kahramanların kusursuz olmayışları içimizden biri gibi lanse edilmesi ve bunu yaparken kullandığı sert ve yer yer argo dilini mükemmel bir uyumla harmanlanması eserin en sevdiğim özelliği oldu.Ve eserin en sevdiğim yanıda toplumsal eleştiriyi yaparken takındığı tavır ve kullandığı dil oldu.(Bir ara acaba Aziz Nesin'mi okuyorum diye düşünmedim değil )Bana kitabı öneren ve birlikte okuma şerefine nail olduğum Melda
Neşeli hikayelerden hoşlananlara tavsiye etmem çünkü defalarca durup ağladım hikayeyi okurken. Beni bu kadar etkileyen sanırım sırf kadın olduğu için, yaşadığı coğrafya yüzünden hayatları alt üst olmuş kadınlar … Savaşlardan, adaletsizlikten yok olmuş aileler, perişan olmuş çocuklar… Afganistan’da yaşanan savaşın iç yüzü çok güzel anlatılmış. Sığınmacılara tepkili olan insanların kesinlikle okumasını da ayrıca tavsiye ederim.
Bu kitap vesilesiyle Atatürk’e sonsuz minnet ve teşekkürü bir borç bilirim
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,4bin okunma
Ben clarie ben kim miyim yoğun bakım hemşiresi ve 31 yaşındayım ve hala bekarım ve bir Graham a 40 yaşına geldiğinde hala evlenmişsin ikimizin evlenicehin8n sözünü verdim evet ne dediniz duyar gibiyim bunu neden yaptın çünkü en yakın iki arkadaşımı gerçek birbirlerini sevdikleri ve bunu farkedip bir an önce evlenmeliyiz istedi ve tabi ise yaradı ama bunu yaparken Graham bir söz verdi ve o bunu baya ciddiye alıyor aslında onunla evlene bilirim yakışıklı kaslı itfaiyeci zorlu sporları seviyor kaya ya tırmanmak dag bisikleti sürmek vb. Ama olamaz bu imkansız evet içinizden daha ne istiyorsun oste mükemmel erkeği bulmuşsun ha bude yemek yapabildiği söylemiş miydim ama orkasismona karşı bisey hissedem öyle değil mi yada hissebilirmiyim işler değişiyor özellik Graham dag tutması sırasında yaralandığı ve benim oba ve o huysuz aptal köpeğine baktığım sırada uslerin değiştiniz hissettim
"Sessizliğimin tek sebebi, kendimi bütünüyle seyahate verme arzusu değildi. Hoten'deki ağır hava beni öylesine kuşatmış ve etkisi altına almıştı ki halihazırda bir başka sancılı coğrafyaya göz atabilecek durumda değildim. Kendi derdim bana yetiyordu. " sf.191
Aynen bu şekilde benim de zihnim ve kalbim Filistin'deki soykırımdan dolayı bîtab düşmüşken bi de Doğu Türkistan'ın acılarına eğilemiyeceğimi düşünüyordum. Fakat "toplatılır" endişesi ile apar topar aldığım kitapla her göz göze geldiğimde adeta utanıyordum, onu okumayı ertelediğim için. Kan, göz yaşı, işkenceler gibi insanı ürperten sahnelerle dolu olduğunu düşündüğüm bu kitaba tüm gücümü toplayarak okumaya başladım. Fakat yanıldım. Tıpkı Diken ve Karanfil gibi bu kitap da beni o korktuğum sahnelerle karşılaştırmadı. Beni zulme uyandırdı ama zulümle yüz yüze getirmedi. Aksine nasıl ki Ah Endülüs beni zamanda yolculuğa çıkarmıştı, bu kitap da beni Doğu Türkistan'a seyahate çıkardı. Kitap o kadar güzel, akıcı bi üslupla yazılmış ki kitabı bırakmak istemiyorsunuz. Görsellerle daha da zenginleştirilmiş olan bu seyahatname sizi Doğu Türkistan sokaklarında gezintiye çıkarıyor. Yazar'ın neredeyse tüm duygularını hissedebiliyor, etrafındaki insanların bakışlarını görebiliyorsunuz. Ne yalan söyleyeyim biraz da vahşi doğa belgeseli tadındaydı, hani aslanın nefesinin ceylanın ensesinde olan sahneyi de yaşadık, yazar ve Hulusi beyle beraber.
Zor şartlarda yapılan bi seyahatin tüm zoruklarını iki arkadaş çekmiş bize ise bilgi, deneyim ve bazı bazı tebessüm ettiren anıları okumak bırakılmış. Taha Kılınç ve arkadaşı Hulusi beye "Allah razı olsun" duasını bi borç bilirim. Doğu Türkistan için umutlarım yeşerdi, hamd olsun.