Yazardan ilk romanım. Meşhur Dr. Jeklyy ve Mr. Hyde'ın yazarı Robert Louis Stevenson'ın Samoa Adasi'ndaki son 5 yılını kendi kurgusuyla anlatmış yazar.
Stevenson adada da ünlü ve sevilen birisi, yerel halkla arası iyi. Ama adaya gelen bir misyonerle işler karışıyor. Yani Tolstoy 'a atfedilen
"Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”
sözündeki gibi.
Manguel de bu adada sevilen Stevenson'ın bir misyonerin adaya gelişiyle kaotik bir ortama geçişini anlatır. Kahramanın misyonerle sohbetleri iyilik, din, batılılar, adadakilerin ahlaksız yaşamı üzerine olur.
Birden kendini cinayet ve tecavüz suçlusu bulan Stevenson, suçu kabul etmezken, okuyucu da gerçek suçlu kim sorusunu soruyor. Misyoner iyilik dağıtan bir rolle, ada halkının ahlaksızlığından iğrenen ve onların cezalandırılması veya dine yöneltilmesi gerektiğini vurguladığı konuşmalarla dikkat çekiyor. Daha önce işlediği suçlar ise ondan şüphelenmenize yol açsa da tam bir kanıt sunulmuyor. Bir yandan da Stevenson gerçek hayatta da Dr. Jeklyy ve Mr. Hyde mı diye kuşkuya kapılıyorsunuz. Bu kuşku yazarın da peşini bırakmıyor, alkol etkisiyle kendini kaybettiği, gerçekle düş arasında gezindiği zamanlar var çünkü. Hatta romanın sonlarına doğru karısına yüzünün değişip değişmediğini soruyor. Yani Mr. Hyde'a dönüştüğünü sanıyor.
Tam bir sonla aydınlanmayan, şüpheler içinde bırakan bir son bekliyor sizi. Ben tüm misyoner, cinayet, yangın vb. sahnelerin aslında Stevenson'ın yazdığı hikayeler olduğunu düşünüyorum.
Kitabın gerçekle kurgu arasında kalışı belki de iyilik kötülük kavramlarının sınırlarının da belirsizliğini vurguluyor. Din ve ahlaka davet eden kişilerin ada halkının huzurunu bozup daha çok suça yol açması da bu arada kalışın eleştirisi sanki.