En ince yerinde sözün, en içten Gülüyorsun ya hani köpük köpük Binlerce pencere açılıyor içime Her camında bin altın güneş esen. İplikince bir ışık yağmuruyla Yıkanıyor yüreğimin el değmemiş yerleri Bir ilkyaz göğü gibi sen öyle uzak
Güzellikler içinde dupduru gülümsedikçe.
Aklım dil vermez düşüncelerin
Umarsız ufuklarını okşayıp geçiyor
Doluyor iç denizlerime, unutulmuş, Duyguların büyülü rüzgârları;
Sularım yüzünü yansıtmaktan mutlu
Ürperiyor sesinin titreşimleriyle.
Adınla yer değiştiriyor içimdeki keder
Daha bir seviyorum yaşadığım günü.
Ey sabahın sevinci mutluluğun imgesi
Solgun umutlarıma düşen taze çiy tanesi...
Eksilmesin ömrümün saklı sularından
O düş inceliğinde öpüş içtenliğinde
Gülüşünün yüzünde gümüşlenen aylası.
Sevgisiz mevsimsiz bir donuk zaman içinde
Aldığım tek soluk yaşadığım an oldun
Seninle anlam buldu nesneleri dünyanın.
"Gemici için çapa," diye başladı söze. "Eve güvenli bir ekilde geri dönme umudunu ve denize olan güveni temsil eder. İstenilen yerde sabit durmak için suyun dibine bırakılır çapa. Gemiyi denize bağlar bir nevi. Artık daha anlamlı. Gerek suyun dibi gerek çapanın oldukça ağır olması gerekse gemiyi sabitlemesi...”
Kendi kendine "Beni burada tutan daha ne var ki?" diye soruyordu. Hem kendine hem de özgür ve mutlu olabileceği kırlara, ormanlara koşmak yerine taşların üzerinde yuvarlanan bu siyah köpeğe kızıyordu. İkisinin de bu avludan çıkıp gitmesine engel olan tek bir şey vardı: Esarete ve köleliğe olan alışkanlık ...