• 222 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Kuyucaklı Yusuf, bir yetimin romanı. Bu sabahattin Ali ne derin ne hisli adammış..! Sayfaları çevirdikçe Sabahattin Ali'nin Yusuf'a verdiği karakteri gördükçe hayret ettim doğrusu... Roman başlı başlına duygu, his doluydu sahi gerçekten böyle güzel böyle yürekten seven var mıydı? Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının en delikanlı, en aşık kahramanı olabilir... "Kusurlarıyla" mükemmel bir aşıktı. Sevda, aşk, merhamet ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi Sabahattin Ali yine şaşırtmadı beni olayları anlatışı, tasvirleri oradaymışsın hissini verdi. Ön yargı ile başladığım romanı büyük bir hayranlıkla okudum, bitirmek isterken romanın bitmesinden korktum... Mutlaka okunması gereken kitaplar arasında.
  • "Tam yaşamaya başladığım bu andan itibaren beni öldü saysınlar..."
    Sabahattin Ali
    Sayfa 109 - Yapı Kredi Yayınları
  • 80 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Gerçekten mükemmel bir kurgu ve inanılmaz his tasviri yapan dehşet güzel bir kitap. Gerçekten hayatında bir kez bile yalan söyleyenlerimiz bu kitabı okuduğunda -ki biri de benim- şaşkınlıkla, hisler ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi diyecekler. Bence yazarda, hayatında kendini köşeye sıkıştıracak yalanlar söylemiş olmalı. Yoksa bu kadar iyi yazamazdı. Ana karakterin eşindende alacak dersim çoktu açıkçası kendi adıma.
  • 225 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Savaşın insanlara katacağı iyi bir şey olabilir mi? Düşündüm sadece savaş üzerine yazılmış kitaplar geldi aklıma diğerleri olmasa da olur. Savaşın tüm vahşiliğini tüm korkunçluğunu anlatan kitaplar olmalı ki insanlar ders alsın ve sebep olanlar utansın, yerin dibine girsin, insanlıklarını sorgulasın!

    Bu kitap için Yaşar Kemal yüzyılın kitabı derken elbet bir bildiği vardı, son yüzyıl içinde yazılmış yüzlerce edebiyat şaheserinin üstünde tutarken bu incecik kitabı elbette vermek istediği bir mesaj vardı büyük ustanın, ancak okuyunca anlıyor insan üstadın tespitinin doğruluğunu.

    Kitap 1. Dünya savaşı sırasında bir Alman askerinin ( Paul) savaş anılarından ve yorumlamalarından oluşuyor. Gerçekte yazar 18 yaşında Birinci Dünya Harbine katılmış ve bir çok yaralar almış işte bu yaşanmışlıkla savaşın korkunçluğu bu kadar güzel anlatılabilirdi. 19-20 yaşlarında gencecik insanların birbirlerini öldürmeleri, ölmemek için öldürmeleri, siyasilerin anlaşamaması yüzünden ölmeleri ancak bu kadar yalın ve bu kadar vurucu anlatılabilirdi belkide.Cephede savaşmış insan öldürmüş, arkadaşları öldürülmüş, sakat kalmış, ruhu yaralanmaış bu gencecik insanlar savaştan sağ çıksalar da artık normal yaşayabilirler mi? İşte bunları anlatıyor kitap. Askerlerin muzırlıklarını okurken bile gözlerim yaşarıyordu, iki paragrafta bir nefes alıp durmam gerekiyordu okurken çünkü anlatılanlar bana çok ağırdı.

    5-6 yaşlarında, köyde güneşli bir günde yırtık yamalı bir donla bir taşın üzerine oturmuşum, elimdeki çakıl taşıyla yanımdaki kayanın üzerini yol etmiş karıncaları eziyorum, evet işte itiraf ediyorum, bir karınca çıkıyor tık vuruyorum, diğeri geliyor tık gene vuruyorum ve epeyce sürüyor bu durum. Öldürmeyi bilmiyorum yaptığımın farkında değilim belki ama şimdi kırk yaşıma yaklaşırken hep bu olayın vicdan azabını duyuyorum, nasıl olabildi, nasıl yapabildiğimi sorguluyorum ve bazen rüyama giriyor öldürdüğüm karıncalar. Savaşa katılmış makineli silahıyla takır takır insan öldürmüş bir kişi nasıl azaplar çekiyordur aklım havsalam almıyor.

    İkinci Dünya savaşında atom bombaları Japonya’yla beraber insanlığın vicdanına da atıldı ve etkisi halen devam ediyor ki bir sürü ruhsuz yarı vicdanlı insanlar dolaşıyor aramızda daha da üzücü olanı bu sakat ruhlular yönetiyor insanları. Stefan Zweig savaşın korkunçluğundan bedenini kaçırmıştı ama ruhunu ve vicdanını kurtaramamıştı, insanlıkta daha fazla umut görmedi ve intihar etti. Bu konu üzerine söylenecek o kadar çok şey var ya, susuyoruz, dileğim bir gün tüm insanlığın Güneşli Güzel Günlere uyanması.
    ********************************************************************************************

    ** Aşağıdaki inceleme kitabı okurken yaşanan bir duygu patlamasıdır **
    Bir küçük kitap; ben tabletten okuyorum ama satın alıp kütüphanemin baş köşesine koyacağım ki edebiyatın gücünü her bakışımda bana hatırlatsın, en başta olmalı ki, günlük koşturmalarla geçen sıradan yaşamımızın değerini 19-20 yaşında ömürleri savaşlarda harap olmuş kişilerle karşılaştırıp değerini bilelim.

    Kitabın daha yarısını okumadım ama karşı konulamaz bir yorumlama ihtiyacı duydum hatta kitabın her satırını her parağrafını alıntı yapmak bir yere not etmek tekrar tekrar okumak ihtiyacı duydum. İşte şimdi bu ritüel okuma değil! İşte bu, kitaplarda aradığım “şey”. işte bu his, bu haz bu duygu yüklenmesi edebiyata doyamama nedenim.

    Çok açık söylüyorum ki son yıllarda ağlama yetimi kaybettim, çok hüzünlenip çok üzüldüğüm zamanlar bile ağlayamam ama bu gün, bu kitabın satırlarında kaybolunca, ben fark etmeden gözümden yaş tabletimin üstüne düştü, gözyaşımın altındaki yazılar bulanıklaştı. İşte oldu, gözyaşı fakirini ağlattı bu yaşanmışlık.

    Hadi dur, hadi kendini engelle de yazma, bu duygu doyumunu ölümsüzleştirme.

    Her zaman savaşın anlamsızlığını, kazananın olamayacağını ama insanlığın sürekli savaşlarla kaybedeceğini savundum ve savunacağım. Ben ki sadece zorunlu askerliğimi kısa dönem olarak İzmir’de yaptım. Yazar savaşı tüm korkunçluğuyla yaşamış, herşeyiyle hissetmiş, bedeni sağ kalmış olabilir ama ruhu tedavi edilemez yaralar almış ve bu şaheseri yazmış.
    Bu kitabı yorumlamak veya puanlamak haddim değil, ancak hislerimi yazabilirim!