Bir kitap ayracını düşünün; okunan kitabın neresinde kalındığını belirtmek için özellikle konmuş bir imleyen. Ancak konduğu yer ne kadar bölüm kaldığını da gösterdiği için kitapların fiziksel yapısı, kitap ayracını bir rastlantısal imleyen de yapar. Çoğu okur, bu rastlantısal imleyeni okuma süreçlerinin bir parçası haline getirmeyi öğrenmiştir. Birkaç sayfa kalmışsa kitabın sonuna yaklaştığını anlarız.
Düze çıkmak istiyorsak. Dünya halkları ve dinleri birbirlerine ellerini uzatmalılar. Ama bunun işe yarayacağına hiç inanmadığımı da itiraf etmeliyim.Sanırım tren kaçtı. Şimdi hayatta olanların yok olması ve yerlerine yeni bir insanlığın gelmesi gerek. Boş bir sayfa açılması lazım. İnsan ırkının saldırgan nitelikleri bir miktar azalmalı.
Kitapların sözcükleri bütün sesleri deler geçer. Size kendilerini dayatırlar. Okur, sayfa çevirdikçe özgürleşeceği yanılsamasına bağlı kalmış gönüllü bir mahkumdur.
Serseri yürüyüşlere bırakırsınız bazen kendinizi ahenkli adımlarla başlar kaçışlarınız hangi sokağa girseniz bitti dediğiniz eski bir sayfanın satırlarında bulursunuz kendinizi dünde kaldı dediğiniz ne varsa döndüğünüz her köşe başında karşınıza çıkar şehri küçültür serseri yürüyüşler unuttum dediğiniz ne kadar yüz varsa kalabalığın içinde size bakar sokak satıcılarının seslerine bırakırsınız kendinizi, vitrinlere yahut.Bir bulvar gazetesinin üçüncü sayfasına düşer yaşamınız.