Okur
Bir YouTube videosunda yorumlar PAYLAŞABİLİR MİSİNİZ
Yobazın önde gideni ne anlatmış diye başladığım videoyu helal olsun lan adama diye bitirdim. Kendime yuh size bravo. Bu adam hakkında hiç birşey bilmiyordum ama yobaz olarak nitelendiriyordum, işte bu sosyal medyanın bizim üzerimizdeki en olumsuz etkisidir. Kendimden utandım şuan. Bir daha bir kimseyi araştırmadan hakkında yorum yapmayacağım. Entelektüellik seviyesi oldukça yüksekte bir insanın twitterde iki kelimeyi bir araya zorla getiren toksik kitle tarafından cahil şeklinde damgalanması çok üzücü bir çok kişinin ön yargılarını bitiren güzel bir program olmuş bu tür insanları yoboz gerici laik düşmanı dinci diye helede sosyal meddayada yerden yere vurdukları zat zekasıyla toplumun herkesimine ders verdi karşıt görüşlü olmama rağmen eğitim ve kültür yönünden büyülendim.galiba en büyük sorunumuz ön yargılarımız.birbirimizi dinlemememiz... Bu beyefendiyle görüşlerim ayrı,deistim ve muhalifim.Ancak,bu kadar akıllı ve bilgili bir adam karşısında saygiyla egilirim.Buraya solun yobazi olduğunu düşündüğüm yılmaz ozdil i de davet etmenizi isterim.Yasamini surdurmek için koyu kemalistlik ve antiakp den başka hayat dusuncesi var mi öğrenmek isterim önyargılarımızı kırsak ,birbirimize adımlar atsak ülkede çözemeyeceğimiz sorun yok. Armağan Bey’in konuklarının hangisini izlediysem aynı tepki oluştu: “Bu o mu?” Keşke insanları medyanın sunduğu şekilde tanımasak ya da insanlar kendilerine biçilen rolleri oynamasalar. "İnsan tanımadığına yabancıdır" derler. Tanıttığınız için teşekkürler İmanlı olmayı gericilikle ,cahillikle pekiştirenlere en iyi örneklerdensinizz... 18:04 Finlandiya eğitim sisteminde görüp takdîr ettiğimiz ne varsa onu istiyor aslında adam. Önyargılarımız yüzünden hiç dinlemeye niyetlenmediğimiz bir insanın aslında gerici değil de ne kadar ileri görüşlü ve zamanını eleştirebilecek bilgi seviyesine sahip biri olduğunu öğrenmiş olduk sayenizde Armağan Bey. Çok kıymetli bir iş yapıyorsunuz, ne kadar tebrik ve teşekkür etsem az Abdurrahman bey gibi dahileri sırf inançlarından dolayı hep değersizleştirdiler. Abdullah bey size hayran oldum. Bu yönlerinizi hiç bilmiyordum. Çok cesur ve özgün bir insansınız. Kitaplarınızı cidden çok merak ediyorum Türkiye de ilk bilişim şirketini kurdurdum Ticaret Bakanlığı böyle bir sektör yoktur diye şirkete izin vermedi.Memleketin Vizyonunun özeti... Beyinlerimiz savaşsın isterdim ama görüyorum ki siz silahsızsınız bayım. (Franz Kafka) Abdurrahman Dilipak bu yukardaki sözü karşısında yer alacak bir çok kişiye söyleyebilecek bir zekâya ve vizyona sahip. Allah uzun ömürler versin Farklı dünya görüşüne sahip olduğum bir isimdi kendisi ancak müthiş entelektüel bir insan olduğunu gördüm ve etkilendim. Keşke her kesimden insan bu seviyede olmasada, bir miktar entelektüel kapasiteye sahip olsa.. Hangi düşünceye ait olursa olunsun, takım tutar gibi değil de belli bir alt yapıyla düşünceler oturtulmuş kalsa. (ÖN YARGI İLE DEĞİL, BİRBİRİMİZE İNSANCA BAKIP, FİKİRLE NEZAKETLE İLETİŞİM KURABİLMELİYİZ)
3
6
ÜÇÜNCÜ MAHKEME MEHMET AKİF Mehmet Âkif'in ruhu, reisin "isminiz?" sualine cevap verdi: - Ragiyb... Sonradan Mehmet Âkif... - Babanızın adı? - Arnavutluğun İpek kasabasına bağlı Suşisa köyünden Nureddin ağa oğlu İpek'li temiz Tahir efendi. - Annenizin adı? - Tokada hicret etmiş Buharalılardan Hekim Hacı baba torunu Emine Şerife hanım. Doğduğunuz yer ve yıl? - İstanbul, 1873... - Savcı, hakikate aykırı olarak şair sayıldığınızı, bu şöhretin incelenerek hakikatin ortaya çıkarılmasını ileri sürüyor. Ne dersiniz? - Safahatımda eğer şiir arıyorsan, arama. Savcı söz aldı: - Şimdiye kadar Âkif'ten bahseden eserler onu bilhassa üç bakımdan büyük şair diye tanıtmışlardır. (Realist) cephesi; İslâm birliği İdeolocyası ve içtimaî fayda gayesi... Binaenaleyh Âkif'in bu cephelerden muhakemesini, âmme şahitleri olarak Fuat Köprülü, Agâh Sırrı Levend ve Abdullah Tansel'in dinlenmesini isterim. Şahitlerin dinlenilmesine karar verildi. Fuat Köprülü, hüviyeti tespit olunduktan sonra dedi ki: - "İttihadı İslâm mefkûresinin bu kudretli müterennimi aruza bütün Türk edebiyatında misli görülmemiş bir kudretle hâkimdir. Lisanı sade, ifadesi selis, üslûbu canlıdır. Garp şairlerinden müteessir olmıyan ve halk içinden yetişen bu demokrat şair, Türk edebiyatının en kudretli nâzımıdır." Agâh Sırrı Levend, şunları söyledi: - "Akif (realizm)i bazan o kadar ileri vardırır ki, insanı iğrendirecek levhalar tasvir etmekten çekinmez. Yine mahalle kahvesinden: Kiminde el falan asla karışmıyorken işe Kiminde durmadan işler benâmi endişe Al işte: beyne burundan gerek demiş de hulûl Taharriyatı amikayla muttasil meşgul. Mühendis olmalı mutlak şu ak sakallı adam Zemine daire şeklinde yaydı bir balgam Abanmış olduğu bir yamri yumru değnekle Mümaslar çizerek soktu belki yüz şekle!" Ankara Atatürk Lisesi edebiyat muallimi Fevziye Abdullah dedi ki: - "Akif'e göre edebiyat, ferdî tehassüsleri değil, ancak içtimai yaraları teşhir eden, bunların çarelerini ortaya koyan bir vasıtadır. Mehmet Abduh ile Cemalettin Afganî'nin ileri sürdüğü fikirleri hemen aynen Mehmet Akif'in birinci Safahat'ından sonra neşrettiği eserlerde buluruz. Mehmet Akif'n içtimaî manzum hikâyelerinin mevzuları her zaman rastlanan, dikkati celbetmiyen hâdiselerdir. Şu halde Sadi ve (Düma- fis) Akif'in müşahedelerini bu gibi meselelere çekmek itibariyle şahsiyetinin teşekkülünde büyük bir rol oynamıştır." Bu şahitler dinlenildikten sonra, savcı mütaleasını bildirdi: - Çok iyi tanıdığınız Mehmet Akif hakkında gerek şimdiye kadar basılı olarak ileri sürülen düşünceler, gerek burada söylenenler, hemen istisnasız, bir noktada ittifak ediyor: Âkif şair değildir. Bunu evvelâ kendisi söylüyor, sonra da eserleri... Bir takım manzum nesirler yazmış, tasvirler yapmış, hikâyeler anlatmış, vaazlar vermiştir. Kendini zorlaya zorlaya, manzum istida dahi kaleme almıştır. Şiirindeki (realizm) telâkkisinin ise müstehcenden farksız olduğu görüldü. Üstelik, bazı şahitlerin iddiası hilâfina, aruza hâkim değil, mahkûmdur. Nasıl Mehmet Emin'in manzumelerinde hece vezninin tıkırtısı her şeyin üstüne çıkarsa, Akif'in manzumelerinde de aruzun takırtısi düşünceyi de, diğer unsurları da bastırır. Şiir gibi görünen misraları ise tercüme veya farkında olmadan başkasınin sözlerini tekrarlamadır. O da Fikret gibi (atletik) seciyelerin (şizofreni) ye müsait yapısı icabı, asla fiiliyata intikal edemiyerek nihayet "iki damla göz yaşı"nda karar kılar Geriye (ideolog) tarafı kalıyor. Bu temayül, Akif'te şuurlu bir görüşün mahsulü değildir. 1908'den sonra başlar. Kör bir sevkle peşlerine takıldığı Abduh ve Afganî'yi tercüme etmekle kalır. İslâm birliği fikri onda milliyet fikrini unutturamaz: . . . . . . . . . . Kalk baba, kabrinden kalk Diriler koşmadı imdadına, sen bari yetiş... Arnavutluk yanıyor, hem bu sefer pek müthiş! . . . . .  . . . . . . . . . . . . . . . . . Der. İdeolocya alanında (aksiyon) dan mahrum, muayyen bir sınıfın menfaatlerine bilmiyerek âlet mevkiindedir. Hakikî (idealist)in sonuna kadar mücadele (karakter)ine onda rastlanmaz. Bilâkis, fesini çıkarmamak için Mısır'a kaçmayı tercih eder. O da Fikret gibi, cemiyet karşısında bedbindir, küser. İçtimaî fayda prensipine gelince... Zamanı itibariyle, faydacılık prensibiyle Tanzimat devrinin zihniyetine dönmüş olan Akif'in cemiyete telkin etmek istediği fikirler o devirde cemiyete hiç faydası görülememiş fikirlerdi. Osmanlı İmparatorluğunu teşkil eden unsurların milliyet ve kavmiyet feryatlariyle bayrak açtıkları bir devirde onlara, kendi cinslerinden olmiyan bir din memuru etrafında birleşmek tavsiye ediliyordu. Cemiyetler tarihinde ileri bir merhale temsil eden milliyet fikriyle kıpırdanan ve çoktan parçalanmış olan Osmanlı camiasını İslâm birliği gayesiyle kalkındırmağa çalışmak, "ittihadı anasır" siyasetinden pek de farklı olmıyarak, nehri tersine akıtmaktı. Nitekim tarih, bu görüşün kısalığını ispat etti: Araplar, Arnavutlar, Hintliler, Afganlılar, Mısırlılar ayrı birer devlet yolundalar. İddia makamının görüşü budur.
5
•Evindar Dayan
Lavinia'yı inceledi.
80 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Öyle bir duygusu var ki Özdemir Asaf'ın okuduğunuz şiirlerle gönül bağı kurmamanız imkânsız.. ister âşık olun ister aşka düşman, isterseniz de duygusuz olun; bu duygu dolu mısralarla bir takım hüzünlenmeler ve düşünceler muhakkak olacaktır.
Lavinia
8.8/10
· 11,2bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
35
Zülal
bir alıntı ekledi.
Kendime Düşünceler Marcus Aurelius
KENDİME DÜŞÜNCELER -Marcus Aurelius Çok dikkatli ve titizlikle okumayı, kendi yüzeysel düşüncelerimle tatmin olmamayı ya da başkalarının sıradan görüşlerini hemen kabul etmemeyi Öğrendim. s.2 Yardımseverliği, hoşgörülü olmayı ve dürüstlüğü; doğru yola yönelen birinden çok, doğru yoldan çıkarılamayan biri izlenimi vermeyi; günün birinde herhangi birinin herhangi birine tepeden baktığımı düşünmemesini ve herhangi birinin de kendisini benden daha üstün sanmamasını sağlamayı; hoş vakit geçirmeyi belli bir sınır içerisinde tutmayı öğrendim. s.6 İsteyerek alınmış kararlar için cefakârlığı öğrendim. s.6 O et, sinir, damar, atardamar, kirli kan ve kemiklerden oluşan bir yığındır sadece. Ve aldığın nefesin de ne olduğuna bak: Her zaman aynı olmayan, fakat her fırsatta dışarı çıkarttığın ve yeniden içine çektiğin havadan ibaret. s.13 Hayatın en kısası da en uzunu da aynı kapıya çıkar. Çünkü şimdiki zaman herkes için aynıdır, Bu yüzden geçmiş zaman da aynıdır ve yitip giden sadece bir andır. Herhangi biri ne geçmişi ne de geleceği yitirmemiştir. Birinin sahip olmadığı şeyi, herhangi birisi nasıl söküp alabilir ondan? Bir kişi çok uzun yaşasa da çok kısa yaşasa da aynı şeyi yitirir. Bu da şimdiki zamandır ve insan sadece bundan mahrum olabilir; nihayetinde insan yalnızca buna sahiptir ve hiç kimse sahip olmadığı şeyi yitiremez. s.18 İnsan yaşamı sınırlıdır, varlığı akışkandır, eğilimi belirsizdir, tüm bedeni çürümeye yatkındır, ruhu girdap gibidir, kaderi anlaşılmaz ve ünü muallaktır. Kısacası tüm beden bir nehir gibidir, ruh ise rüya ya da hülya gibidir. Hayat savaşa ve bir yolcunun geçici konaklamasına benzer, ölümden sonra ün de unutulur. s.19 İnsanlar kır evlerinde, deniz kenarlarında ve dağlarda inzivaya çekilecek yer arar; Sen de buna şiddetli bir özlem duyuyorsun. Eğer inzivaya çekilme isteği duyuyorsan, gayet mümkün ve basittir bu: İnsan dilediği zaman kendi içinde inzivaya çekilebilir. İnsan inzivaya çekilmek için kendi içinden, kendi ruhundan daha huzurlu, daha sakin hiçbir yer bulamaz, Özellikle de kendinde inzivaya çekildiğinde ona huzur verecek şeylere sahipse. Huzur dediğim zarif bir düzendir aslında. Kendini sürekli böyle bir inzivaya çekilmeye ver ve kendini yenile: ancak önermelerin çok kısa ve özlü olsun ki, tüm acılar bir anda siliinsin ve oradan hiç yıpranmadan dönebilesin. s.30 Bir takım şeyler hakkında küstahça yargı verenleri ve seninde kendisi gibi yargı vermeni isteyenleri onaylama. Her şeyi olduğu gibi gör. s.32 Her şeyin kendine özgü bir güzelliği, bizzat kendisinden gelen ve eksiksiz bir güzelliği vardır; Övgü bu güzelliğin bir parçası değildir. Övgü, Övülen şeyi ne daha kötü, ne de muhteşem yapar. Bunu herkesin güzel saydığı şeyler için de, mesela maddi şeyler ve sanat için de söylüyorum. Güzel olan bir şeyin başka bir şeye ihtiyacı var mıdır? Yasa, gerçek, saygınlık, cömertlik gibi. Bunların hangisi övüldüğü için iyidir, ya da hangisi yerildiği için mahvolmuştur? Zümrüt çirkinleşir mi övgüler düzülmezse? Ya altın, fildişi, mor renk, lir, hançer, çiçekler, çalılar? s.33 Her şeyin değişimle gerçekleşmesini sürekli düşün; bütünün doğasının en sevdiği şeyin var olanları aniden değiştirip yerine yenisini yapmak olduğunu düşünmeye alış. Çünkü var olan her şey, kendisinden var olacak şeylerin tohumudur aynı zamanda. s.37 İntikam almanın en iyi yolu intikam alınacak kişiye benzememektir. s.53 Bu fiili şeylerin oluşturdukları izlenimlerin içlerini olanca yalınlığıyla görebiliyor, nasıl şeyler olduklarını anlamak için derinlerine inebiliyorsak, bunu yaşamımız boyunca da yapmalı, bazı anlarda gayet güvenilir görünen şeyleri olanca çıplaklıklarıyla ortaya koymalı, değersizliklerini görmeli, onları gösterişli hikayelerinden arındırmalıyız. Çünkü kibir seni hayal kırıklığına uğratan, korkunç bir yanılgıdır, çok ciddi bir işle meşgul olduğundaysa daha ağır hayal kırıklığına uğrarsın. s.55 Ölüm, bizi duyguların yanılgısından, kukla gibi yönlendiren dürtülerden, düşüncenin aşırılığından ve bedene uşaklıktan arındırır. s.58 Farklı insanlar, farklı şeylerden hoşnut olur, bense yönetici ilkem sağlıklı olunca, herhangi bir insana, insanların başlarına gelen herhangi bir şeye sırt dönmeyince, her şeyin iyi yanını görmeye çalışınca, olanları olduğu gibi kabullenip hak ettikleri değere göre kullanınca hoşnut oluyorum. s.85 Bir konu hakkındaki yargını ve etraflıca düşünme yetini aklınla bir araya getirsen daha da yenilmez olmaz mı? Arzulardan azade bir zihin güçlü bir kale gibidir. Zira insanın sığınabileceği daha sağlam ve güvenli hiçbir yer yoktur. Bunu anlamayan cahilin tekidir, anlamasına rağmen ona sığınmayansa bedbahttır. s.86 İlk izlenimlerin bildirdiğinden daha fazla bir şey söyleme kendine. Birilerinin senin hakkında kötü konuştuğunu sana bildirmiş olabilirler. Fakat bundan zarar gördüğünü bildirmediler. Bu yüzden daima ilk izlenimlere bağlı kal ve onlara kendinden bir şey katma; böyle yaparsan başına hiçbir şey gelmez. s.86 Evrenin ne olduğunu bilmeyen birisi, kendisinin de nerede olduğunu bilemez. Evrenin ne için var olduğunu bilmeyen, evreni de kendini de bilemez. Bu soruların herhangi birinden kaçınan birisi, kendi yaratılış amacını da bilemez. Öyleyse nerede, kim olduklarını bilmeden kendisini alkışlayanların övgüsünden kaçanlar, ya da bu övgünün peşinden gidenler için ne düşüneceksin? s.87 Güneş ışığı yukarıdan aşağıya dökülüp her yere dağılır gibidir, dökülür ama yok olmaz, çünkü ışığın dağılması genişlemedir aslında. Güneş ışınları yayıldıkça genişler. Güneş ışınlarının nasıl bir şey olduğunu dar bir aralıktan karanlık bir odaya giren güneş ışığını izleyerek anlayabilirsin. Dümdüz uzanır ve karşısına çıkan ilk katı nesneye vurunca durur; ne geriler ne de yok olur. Düşüncenin yayılıp genişlemesi de böyle olmalıdır: dökülüp dağılmalı ama genişleyerek. Karşısına çıkan engellere karşı zor kullanmaz, üzerlerinde bir baskı oluşturmaz, sadece durup taviz vermeden bekler ve ulaştığı her şeyi aydınlatır. Çünkü yoluna çıkan bu engel bu ışığı iletmezse, kendi düşüncesinin ışığından mahrum eder. s.88 İnsanlar birbirleri için yaratılmıştır. Ya eğit onları ya da onlara katlan. s.88 İyi bir şeymiş gibi haz peşinde koşan birisi de, kötü bir şeymiş gibi acılardan kaçan birisi de Tanrıya saygısızlık etmektedir. s.89 Ölüme karşı kaba hesaplarla, saldırganca, hor görerek yaklaşmak, düşünebilen insana göre değildir, yaşamın olağan işleyişine uygun bir şey olarak beklemeli ölümü. Eşinin karnındaki bebeğinin çıkmasını nasıl bekliyorsan, aciz ruhunun beden denen zardan kurtulacağı anı da öyle bekle. s.91 Hata yapan biri, kendine hata yapar. Adil davranmayansa, kendine adaletsizlik etmiş olur, zira kendini kötü biri yapar. s.91 Utanmaz birisi seni rencide ettiğinde kendine şunu sor: “Dünyada utanmazların bulunmaması mümkün mü?” Mümkün değil. O halde mümkün olmayan bir şeyi isteme. Çünkü bu adam dünyada bulunması gerekli olan utanmazlardan birisi. Böyle insanların var olmamasının mümkün olmadığını hatırlamak, seni onlara karşı daha merhametli kılar. s.98 Bir insana iyilik yaptığında daha fazla ne isteyebilirsinki? Kendi doğanla uyumlu bir şey yapmış olmak sana yetmiyor mu? Bir mükafat mı bekliyorsun? Eğer öyleyse bunun gözün gördüğü için, ayakların da yürüdüğü için mükafat talep etmelerinden farkı yok. Bu uzuvlar, kendilerine özgü olan bu işleri yapmak için yaratılmıştır. İyilik yapmak için dünyaya gelen insan da, herhangi bir iyilik yaptığında yada ortak çıkara faydalı olduğunda sadece kendi payına düşeni yapmış olur ve bunun sonucunda alacağı mükafat da budur. s.99 Uyanır uyanmaz kendine şunu sor: “Adil ve doğru davranışlarımdan dolayı başkaları tarafından kınanmak benim için önemli mi?” önemli değil. s.106 Kısa bir ömür pek çok şeyin ortak kaderidir, fakat sen ebediyen var olacakmış gibi ya her şeyden kaçıyorsun ya da her şeyi kovalıyorsun. Kısa bir süre sonra gözlerini kapatacaksın, sonra bir başkası da seni mezara taşıyan için ağlayacak. s.110 Her şey düşüncene bağlı, düşüncen de sana. Bu yüzden istediğinde düşünceni ortadan kaldırırsan, Bir burnu dönüp huzurlu, dingin bir koya ulaşmış gibi olursun. s.129 Her insana zamanın sonsuz uçurumunda ne küçük bir parça ayrılmış. Bir anda sonsuzluğun içinde kaybolur insan. Evrensel maddenin, evrensel ruhun ne kadar küçük bir parçası düşmüştür insanın payına. Bütün yeryüzünün ne küçük bir parçasında sürünüyorsun. Hep bunları düşün. s.132 14.02.2019
1
432 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Maksim Gorki, tanımayı çok istediğim yazarlardan birisiydi. Rus edebiyatını seviyorum, bu yüzden önemli isimleri okumaya dikkat ediyorum. Maksim Gorki'nin sade, etkileyici anlatımı ve devrimci ruhu beni aninda içine çekti. Beklediğimden çok daha akıcı bir kitapti, oldukça da etkileyiciydi. Ümmiye Koçak, önerisi olması da aynı güzel bir yanı. Ana, dolu dolu bir kitap! Nilovna, yirmi yıl boyunca kocası Vlasov'un eziyetine dayanmış, o öldükten sonra da kendisini oğlu Pavel'e adamış bir kadın. Bu bir "Ana"nın öyküsü. Pavel ise devrimci, direnişçi bir ruh. Işçi haklan, emek, sömürü hakkında geniş bilgiler ve düşünceler yer almakta. Bir takım düşünür ve eyleme geçmeye hazır insan, halkın gözünü açmanın peşinde. Her aydin, akıl gücü ile ilerleyen her birey gibi, sadece gerçeklerin peşinde. Bu açıdan beni oldukça etkiledi. Ana oğlunun bu hallerine ilk başta korku ile yaklaşsa da, sonra onun en büyük destekçisi oluyor. Direnişin en büyük temsilcisi, Ana! Fabrikalarda insanların haklarına giren, fazla mesai verip parasını vermeyen, ağır şartlara karşı başkaldırmada birleşiyor halk. Sadece fabrika işçileri mi? Köylüler de! Gerçek bir direnişin öyküsü... Buram buram emek kokuyor!
Ana
8.6/10
· 18bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
6