Kendi benliğimle kaybolan bir nokta ya yok oluş ya da imtihan
Ölmek kaç yerden kaç kere kaç canla
Dayanamıyacağım bir acı en derininden
Yok oluş ya da var etme beni benden benle
Daha kaç çaresizlik sığdırabilirim şu yüreğime
Daha kaç defa batar bir iğne en ucundan
Daha kaç karanlık kaplar beni
Kaç kuyu hapseder içine
Anlam veremediğim bir çaresizlik beni benden alan yalnızlık
Ne yapacağını bilmeyen ve ilerleyemeyen benliğim
Bir haykırış yok oluş taa derinlerde
Acının kaçıncı boyutu ki bu
Ağlamak bu çökmüş üstüme gidemiyor
Senden vazgeçiş senaryosuu
Dönüyor kafamda anılar
Ah anılar kanayan bir yaralar
Elinden tutamayan insan yığını
Altında ezilen hayallerim
Can çekişen bedenim hep çaresiz
Ah bi ölsem herşey biticek gibi
Ah bi yok olsam yeni otlar yeşericek gibi
Sadece bir fazlayım
Toz tanelerinden daha fazla
Ah içim susucak mısın
Ben de öleyim
Sen de bu kadar can çekişiyor musun ?
Benim gibi ölmeyi diliyor musun ta derinden
Sanmam
Aynı değiliz
Hiç aynı olmayanlar gibi..
YouTube kitap kanalımdaki videodan Tolstoy'un hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: ytbe.one/bsTzvrg-Pi4
İçimizde kalan, söylemek istediğimiz ama bir türlü söyleyemediğimiz şeyleri bu incelemeyle ve Tolstoy ile birlikte itiraf edip rahatlamaya ne dersiniz?
İtiraf ediyorum... Annem ve babam daha küçücük çocukken "Kur'an kursuna gitsin, boşuna geçmesin günleri" dedi. Ben ise gitmedim, oyunlar oynadım, yaşamın tadını çıkardım, mahalle arkadaşlarımla taso oynadım, futbolcu kartlarını ezberledim. Belki de böylesi daha iyi olmuştu. İnsanın esas içinden gelmeliydi böyle şeyler. Peki şimdi durum nasıl? Şu an onlardan hiçbiri inandıkları kutsal kitap olan Kur'an'ı okumayı bilmiyorken hatta bunun için çabalamıyorken ailede bir tek ben okuyabiliyorum.
İtiraf ediyorum... İlkokulda çok çalışkandım. Çalışkanlık dozunu biraz fazla kaçırmış olacaktım ki her zaman inek diye dalga geçildim, dışlandım, ne arkadaşlık ortamlarına ne de beden dersindeki maçların kadrolarına alındım. Sadece kalıtımsal bir sorun olmasına rağmen miyop olmamdan dolayı gözlük taktığım için sürekli dörtgöz diye dışa itilen oldum. Üstüne üstlük bir de altıma yapmıştım, sınıftan apar topar çıkarıldım.
İtiraf ediyorum... Ben de Tolstoy gibi okullara gittim, aşklar ve hayal kırıklıkları yaşadım, yeri geldi insanları kandırdım yeri geldi kendi emellerimi her şeyin üstünde tuttum. Mükemmel olan insana ulaşmaya çalıştıkça içimde saf olarak kalan şeyleri kaybettiğimi fark ettim. Personalarımı üstümden attım. Sevmediğim yazarları kimseden korkmadan eleştirdim, birileri tepki verir diye umursamadım.
İtiraf ediyorum... Mesleğime başkaldırdım. Asgari ücretten bile düşük olan ücretleri ve kölelik sistemini reddettim. Cebinden para taştığı halde hala o pantolona yeni