Bu kadar saf olabildiğine inanamıyordu. Hastalığının işlerini etkilemesinden korkarken çok daha acımasız bir gerçekle yüzleşmişti. Hukuk bürosu onsuz da gayet iyi işlemeye devam ediyordu. Herkes yerine geçmek için birbiriyle yarışacak, odası ve otoparktaki yeri başka birine verilecekti. Sarah bu düşünceyle yıkıldığını hissetti.
Sara'nın durumundan endişe duyan doktoru ona anti-depresan ilaç yazdı. Doktorun söylediğine göre ağır bir hastalığa yakalanan kişilerin depresyona girmesi doğal bir tepkiydi.
Ancak bu, tedavisini olumsuz yönde etkileyen bir faktördü.
Toparlanması şarttı. Sarah içinden "Aptal," diye geçirdi. Hasta olan o değildi. Asıl hasta olan ve tedavi edilmesi gereken toplumdu. Toplum zayıfları korumak, yanlarında olmak yerine tıpkı yaşlı filleri bir başlarına ölüme terk eden fil sürüleri gibi onlara arkasını dönüyordu. Hayvanlar hakkındaki bir çocuk kitabında bir gün "etobur hayvanların, zayıf ve hasta hayvanları yiyerek tabiata fayda sağladıklarını" okumuştu. Kızı bunu duyunca birden ağlamaya başlamıştı. Sarah kızını yatıştırmak için "bu tabiat yasasının insanlar için geçerli olmadığını" söylemişti. O zamanlar hâlâ sınırın güvenli tarafında, medeni bir dünyada yaşadığını zannediyordu. Ancak fena hâlde yanılmıştı...