Enver Paşa, yıldırım süratiyle birbirini takip eden beş kurşunla delik deşik olmuştu. Fakat daha hâlâ atının üzerinde dimdik duruyordu. Altındaki kır at, birdenbire şahlandı. Sanki emir almış bir asker gibi, süratle geri dönerek, karargâha doğru koşmaya başladı ancak o zaman, Enver Paşa’nın bîruh (cansız) cesedi secde eder gibi, evvelâ atının boynuna kapandı, sonra yere yuvarlandı.
Beş on gün sonra İstanbul gazetelerinde bir vaka-i müessife okuyorum.
Silahcı Tahsin Bey'in biruh olarak cesedi bir çuval içinde mezarlıkta bulunmuştur. Merhumun Allah taksiratını affetsin...!
Enver Paşa, yıldırım süratiyle birbirini takip eden beş kurşunla delik deşik olmuştu. Fakat daha hâlâ atının üzerinde dimdik duruyordu.
Altındaki kır at, birdenbire şahlandı. Sanki emir almış bir asker gibi, süratle geri dönerek, karargâha doğru koşmaya başladı ancak o zaman, Enver Paşa’nın bîruh (cansız) cesedi secde eder gibi, evvelâ atının boynuna kapandı, sonra yere yuvarlandı.
Yıkık bir mezarda açmış bir güle
Benziyor bunalmış gönlümde ümit,
Zulmet aşılır mı bu meş'aleyle?
Kahin, sen doğacak günü haber ver!
Ufukta sernigün olanları hep
Benim gömüldüğüm yere gömüldüler...
Bütün mesafeler şimdi ölüdür...
Belki bu münzevi dilsiz geceler
Feryad günlerimin tevekkülüdür;
Düşmüşüm uçtuğum mavi kubbeden
Meçhulun saltanat sürdüğü yere:
Bir kafes, bir kartal, karanlık ve ben.
Ovalar, enginler hep gömülüdür...
Sanıyor yoklukta bunalan gönül
Bu uçan siyah şey külüdür.
Gaipten tutuşan büyük yangının
Teneffüs ederken dumanını ben
Ey ümit, ey ümit hangi yoldasın?
Ufuklar kapalı, vadiler harap
Ademin elinde dönüyor başım,
Ruhumda karanlık bir siyah şarap...
Kalbimi ölümün önüne serdim;
Hayatım bir avuç toprak olsaydı