İki taşın arasından sıyrılan çimen başarmanın hazzı
tükenince yalnızlıktan ölecek.
Çünkü yalnızlıktan ölünür.
..
iki taşın arasına çöküp kalmıştım.
Çimene bakmıştım.
Çimenin biraz yeşili gözlerime bulaşınca gözlerim yanılmıştı.
Yanılınca acımıştı.
Acısından bilmiştim.
Acıdan bilinirdi.
iki taşın arasından sıyrılan çimen, başarmanın hazzı
tükenince yalnızlıktan ölecek.
Haz tükenirdi çünkü.
Yalnızlık tüketirdi.
..
içtikçe kanar mı insan, suya kanılır ama hazza?
..
Batı bize haz veriyor, haz su gibi değil, haz kandırıyor ama hazza kanılmıyor.
Hayret ediyorum, gönüller hiç mi acımıyor da bunu bilmiyor.
O da bir şey mi, biz daha yüz bile değil yıl önce, dün gibi, bizi biz yapan değeri eritip kafatasımızın içinde kaynattığımız bir suda, simya peşine düşüp, başka bir
şeklin ve başka bir biçimin ve başka bir hayalin derdine kapaklanmadık mı?
Ah etmeyi, eh etmeyle değişip, aklımızın anahtarını heybeye koyup, duvara bir çivi, heybeyi çiviye takıp, aklımızı asmadık mı?
İşte bunlar olmaktayken, olup durmaktayken olacak olan ve ben olacak olanın olacağını unuttuğumdan bir şeyler olması için ahmaklığıma methiyeler düzmekteyken bir tan kızlı gelip alnımın ortasına saplanıverdi.
Alın ki mübarek bir şeydi.
Saplanıverdi tan kızılı mübareğimin ortasına ve canım yangın oldu.
O ah ile dilim ete dönüşünce, ehle ah değişince, acıymış deyince anlamanın yolu, yok daha demeden ama olacak
olanın olmakta oluşu gibi, denecek olanın denmekte gibi der gibi olunca, duruverdim acımı gönlümden aklıma akıtarak.