BENİ
Gönül defterine unutma sakın
Satır, satır, ince, ince, yaz beni
O bembeyaz gülden beyaz göğsüne
Çekiç ile vuru vura kaz beni
Geçecek mi senelerden zor günler
Gözüm, gönlüm, dilim, seni heceler
Hatırlada bazı bazı geceler
Göğsüne resmimi basda, ez beni
Bu hasret, bu gurbet ne acı derken
Başlarsa bitecek ne kadar erken
Bir gün Çankaya'dan bensiz geçerken
Hatırlarsın dertli, dertli saz beni...
“Senin için her şeyi yaparım:
…
Yaşantımın size iyi gelmeyen yanlarını kendime saklarım. Çünkü sizi seviyorum Bilge. Bütün hayatımı, hayır bütün hayatımın sadece güzel oyunlarını, yerdeki terliklere doğru çekingen hareketler yapan ayaklarınızın dibine seriyorum.
…
Bu yaşantının sonu kötü bitecekti. Kitaplarda öyle yazıyordu. Bu yaşantının da sonu kötü bitecek albayım. Bizim gibilerin hayatında güzellikler, kısa süren aydınlıklardır. Bizim gibiler, başkalarının yaşantılarına kısa bir süre için girerler.”
Hayallerinin sadece hayal olduğunu sezmesindeydi bu tıkanış.
Yine de Arif'in her inleyişinde, yüreği patlayacakmış gibi şişiyor, bunalıyor, önündeki yıllanı hesap ediyordu; orta bitecek, sonra lise, sonra tıbbiye, derken bir hastaneye başhekim olacak. Of ne çok sene!.. Işte bazen de bir çırpıda. Arif'in bir
"ahh"ı boyunda atlayıveriyordu o yılları.