Bu halime de bitiyorum. Nasıl da doğal inkar hallerim var. "Yaşlanmış bayağı" diyorum bilmiyormuşum gibi. Sanki yıllarca gölgesi olmadım ben bu adamın. Yüzüne eklenen çizgileri bile günü gününe izledim. Fıtık ameliyatı olduğunda, gizli gizli hastane odasına girip uykusunda az mı gözetlemedim!
Düşündüm her şeyi. Kaybettiklerimi... Bir gece, çok sarhoşken değer verdiğim nadir insanlara nasıl hakaretler yağdırıp gittiğimi düşündüm. "Bitiyorum" dedim kendime. Belki de bittim. "Peşimi bırakmayan sıtmadan önce ben kendimi öldüreceğim" dedim. Asla bir kurşunla değil. Asla bedenime zarar vermeden. Bir "squat" haline gelmiş zihnimdeki düşüncelerle öldüreceğim kendimi. Bir gün o kadar yükseleceğim ki, bir gün o kadar isteyeceğim ki beynim duracak. Dünya duracak! Bir resimli roman kahramanı gibi, bir karikatür gibi hayaller içinde yaşayan adamın ölümü de hayalî olacak. Ancak bedenim bu dünyada kalacak. Sürüklenecek her yere. Ama beynim öldükten sonra hiçbir önemi yok. Kabul etmeliyim ki bir insanın ideal adına seçtiği böylesine garip bir amaç hayli anlamsız gelebilir. Ama şu an için seçtiğim tek yol bu.
Bedenimden önce ölmek!
Sınır dediğimiz şey, duvar örmek değildir. Duvar, iletişimi keser. Sınır ise "Nerede ben bitiyorum, nerede sen başlıyorsun?" çizgisini netleştirmektir.