Gününü değerlendirmeye bakacaksın., günün nasıl değerlenir, bak anlatayım: şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın, sana gözyaşların için cabadan bir gün daha vermişler., işte şu anda da o bir tek son günün içinde bulunuyorsun., işte o son günde ne yapacaksan, her gün onu yapacaksın.
Sayfa 19 - İz Yayıncılık 26. baskı, İstanbul 2015·Kitabı okuyor
Alıntı
Aslı'yı avukat bir arkadaşımın ofisinde gördüm. Yeni boşanmıştı. Çok güzeldi, çok farklı ve çok sıradan, çok sade ve çok ışıklı, çok sessiz ve çok konuşkan, çok saf ve çok bilgili, çok kırılgan ve çok güçlü. Aynı anda birbirinin zıttı her şey olabiliyordu Aslı. Ben hangisine âşık olduğumu bilmiyordum. Henüz bitmiş bir evliliğin ardından, benimle birlikte olması için çok zorladım onu. O bende ne buldu? Bu sorunun cevabını eskiden, ben âşık olunmayacak bir adam değilim, diye yanıtlayabilirdim. Ama sevgiliyken, evlenirken, evliyken bal gibi biliyordum. Ben olmasaydım Aslı boşanmanın hemen ardından bir boşluğun içinde bulacaktı kendisini. Yeteri kadar sevilmemiş bir evliliğin ardından kendisini sevecek "şey" her neyse ona tutunabilirdi. Bir dil kursunda öğretmendi Aslı. Bir mali müşavirle evlenmiş. Anne babasını kaybetmiş. Kardeşi yurtdışına gitmiş ve dönmemiş. Koca bir şehirdeki yalnızlığını doyurmaya yetmemiş kocası. Böyle anlatırdı onu. "Eğer çok yalnızsan insan hastalıklı bir şekilde evlendiği kişinin hem kocası hem babası hem abisi hem çocuğu hem arkadaşı olmasını istiyor. Benimki sadece koca bile olamadı" demişti
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bütün kitaplarda, benim gibi bir çocukluk geçiren herkesin gelecekte ne kadar kötü insanlara dönüştükleri anlatılıyordu. Bütün kitaplardaki kahramanlar, çocukluğu benim gibi geçen kötülerle savaşıyor ve sonunda kazanıyorlardı. Kötü olanın sonu genelde aynıydı ölüyordu. Kötü adam öldüğünde kitabın sonu kötü değil, iyi bitmiş oluyordu. Kahramanlar için iyi biten hikâyeler, kötüler için her zaman kötü sonludur. Hiçbir zaman kötü olan kazanmaz çünkü insanlar karanlığı daha çok sevdiklerini söyleseler de tek istedikleri onu yok etmektir. Kitaplarımı yakıyordum çünkü eğer onları yakarsam kafamın içine soktukları düşüncelerden de kurtulabileceğimi düşünüyordum. Kötü adam olmak istemiyordum.
Sayfa 82 - küçük Poyraz·Kitabı okuyor
Gelir gelmez Sultanahmet'te bir medreseye yerleşti ilkin. Geldiğini duyan Enver Paşa, birkaç gün sonra kendisini Harbiye Nezaretine davet etmişti. Konuğunu askeri bir törenle karşılamış, vatana hizmetlerinden dolayı kendisine harp madalyası vermişti. Padişah Sultan Vahdettinse "Mahreç Payesi" ile onurlandırmıştı. İlmiye rütbesi olan bu paye askerlikte yarbaylık rütbesine eşti. Doğuda Ermenilere ve Ruslara karşı yaptığı mücadeleler, İstanbul'daki âlimlerle yaptığı münazaralar, İngilizlere karşı mücadelesi, gazetelerdeki yazıları, yıllardır hayalini kurduğu medrese için Doğuda ve İstanbul'da verdiği çırpınışları aldığı payeyi fazlasıyla hak ettiğini gösteriyordu. O günün gazeteleri kendisinden övgüyle bahsediyor, onun için, "Bediüzzaman, Sahibüzzaman, Fahrüddeveran, Fatinül'asr" gibi unvanlar kullanıyorlardı. 8 Temmuz 1918'de dönemin en yüksek tirajlı gazetesi Tanin, manşetten haberi şöyle duyurmuştu: "Kürdistan ulemasından olup talebeleriyle beraber Kafkas cephesinde muharebeye iştirak eylemiş ve Ruslara esir düşmüş olan Bediüzzaman-ı Kürdi Efendi ahiren şehrimize muvasalat eylemiştir." Ne yazık ki Bediüzzaman özlem duyduğu şehiri bulamamıştı. Manevi tefessüh kentin her yerini sarmıştı. Gerçi on sene önce geldiğinde de bozulmalar vardı. Lakin bu denli hızlı bir yozlaşmaya ilk defa şahit oluyordu. Dersaadet'in hali yürek sızlatıyordu. Çarlık Rusya'sının yıkılmasından sonra sefaleti yaşayan on binlerce Rus göçmeni İstanbul'a akın etmişlerdi. Göçmenlerin birçoğu da kadınlardan oluşuyordu. Rus kadınlarının moda diye takdim edilen giyinişlerinden İstanbullu kadınlar da etkilenmişti. Aslında giydikleri pek moda da sayılmazdı. Bolşevik ihtilalinden kaçarken üzerlerinde yarı çıplak ne varsa öylece çıkıp gelmişlerdi İstanbul'a. Meşakkatli yolculuktan dolayı saçları bitlenmesin
Tarih
Bence bir insanı tanımanın bir tek yolu vardır, onu bitmiş kabul etmek. Onu artık yaşamıyor saymak, in­san ancak böyle bakınca onu olduğu gibi, tamamlan­mış olarak görebilir..
Bence bir insanı tanımanın bir tek yolu vardır,onu bitmiş kabul etmek. Onu artık yaşamıyor saymak. İnsan ancak böyle bakınca onu olduğu gibi,tamamlanmış olarak görebilir.
Sayfa 103 - İz·Kitabı okudu