KORKUT ATA'NIN DİLİNDEN DESTANSI BİR BAYRAM MÜJDESİ/DUASI
'Bismillah' dedik, Salur Kazan’ın cömertliğiyle soframızı açtık, Dirse Han Oğlu Boğaç Han’ın gücüyle zorlukları aştık Bamsı Beyrek ile Banu Çiçek’in sadakati dolsun hanenize, Deli Dumrul gibi mertlik, Basat gibi cesaret gelsin gönlünüze Uruz Bey’in sabrıyla beklenen vuslatlar hayr olsun, Kan Turalı’nın aşkıyla karlı dağlar yol olsun Kazılık Koca Oğlu Yegenek gibi vefalı olsun evlatlar, Begil Oğlu Emren gibi sadık kalsın tüm dostlar Segrek ile Egrek gibi kardeşlik sarsın her yanınızı, Salur Kazan’ın Tutsaklığı bitsin, ferah görsün canınızı Dış Oğuz ve İç Oğuz arasında ebedi bir barış kalsın, Yedi Başlı Ejderha’yı (13. Boy) yenen kahramanlık ruhunuz olsun Dede Korkut boy boylasın, soy soylasın bu kutlu günde; Akar sularınız kurumasın, kanatlılarınız kırılmasın Karlı dağlarınız yıkılmasın, kaba ağacınız kesilmesin Ramazan Bayram’ımız Kutlu Olsun!💜 F. Bengisu Develi (Derûnî)
Kitap Alıntısı
bitsin dedik bitmedi beklemek işte gece rüzgarlı gece İşte bulutlar almış başını gidiyor … Attilaİlhan
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
magaradergisi.com/mansetler/1479-... ''''Twitter’da bir haber gördüm; “Bugün hicrî yılbaşı başlıyor” diyordu. Düşündüm, hicrî yılbaşı benim için ne ifade ediyor? Ne zaman başlıyor, ne zaman bitiyor? Ne yapmak lazım? Hiç bilmiyorum. Gâvurlara benzememek için yılbaşı gecesi Mekke’nin fethini gündeme getirmek gibi bir şeydi. Hiçbir şey yapmazdık, “biz Batılı değiliz” demek için kullandığımız bir argümandı sadece. Ne de olsa Doğu’nun Yedinci Oğlu olmaktı amacımız. Ama nasıl? Bilmiyorduk. Hayatını bir yalana inanarak geçirmek gibi korkunç bir hayal kırıklığı yoktur herhalde. Gençliğini 90’lı yıllarda geçirenler olarak “Selam İmam-Hatiplim” diyen Mehmet Emin Ayımız, “Bir Güneş Doğuyor” diyen Eşref Ziya Terzimiz, “Şehit Tahtında Rabbe Gülümser” diyen Ömer Karaoğlumuz, “Bunlar taklitçi zihniyet” diyen Şevki Yılmazımız vardı. Dünyayı biz kurtaracağız düşüncesiyle hareket ederdik. Ve Erbakan’ı savunmak hakikatin yanında olmanın bir gereğiydi. İslam bizden sorulurdu. CHP’ye, DYP ya da ANAP’a oy verenlere Allah ıslah etsin derdik. Abdurrahman Dilipak mühim adamdı, İhsan Süreyya Sırma büyük tarihçi, Kadir Mısıroğlu gerçek tarihçi, Mustafa İslamoğlu dava adamı, Mevdudî büyük âlim, Seyyid Kutup yol rehberi, Hasan el Benna örnek mücahiddi. Filistin namusumuz, Ayasofya hayalimiz, Fatih Sultan Mehmet dedemiz, İstanbul şerefimiz, Erbakan halifemiz, nurcular ve askerler engelimiz, Süleymancılar rakibimiz, cami cemaati şuursuz Müslüman kardeşlerimizdi. İlçede Hacı Rıfat Çavuş vardı beş vakit camide namaz kılan. Tek gazete bayisiydi. Milli Gazete’nin içine Tan gazetesi koyar, okurdu dükkânda. Bilirdik ama bir şey diyemezdik. Ön saf Müslümanıydı camide. Yerine oturamazdın. Kaldırırdı. Bir keresinde namazda üç kez kaşındım diye “Namazın
Bitsin dedik
bitsin dedik bitmedi beklemek İşte gece rüzgarlı gece işte bulutlar almış başını gidiyor yine bensiz dans edeceksin demek müzik sen sahnede sahne rüzgarda gözlerin gözlerin uzaklarda ben kimim yağmurlar içinde mahzun nerde saadetimiz nerde sarmaşıklı ev nerde her akşamki kemanı komşumuzun ya sen nerdesin nerdesin işte rüzgar işte sonbahar yıldızları işte kalbim işte şiirlerim sen gelsen elini alnıma koysan saçlarını öpsem ağlasam... Attila İlhan
Şiir
Adalet Tanrıçası ve Su Terazisi
Hava gri. Ankara’da değilim. Ne alaka demeyin, gri hava denince aklıma hep Ankara gelir. Öyledir bu, hava griyse canım Ankara çeker. Hani vardır ya Ekim’de bir yağmur yağar, Eminönü’nde balık ekmek yer, turşu suyu içersin, hafiften ıslanır denizden gelen sert rüzgarla da üşürsün, gelip geçen kalabalığı -günün ne vakti olursa olsun kalabalığı- seyredersin ve bir daha ne zaman hangi saçak altında ıslanırsan ıslan hangi rüzgarda üşürsen üşü aklına hep gelir ya Eminönü’nün kalabalığı, ve gidip orada, öylece kalabalığı seyretmek, ıslanmak, balık ekmek yemek ve biraz da üşümek istersin ya öyle işte… Gri olunca da Ankara geliyor benim aklıma. Mevzunun Ankara’yla alakası yok, zaten ortada bir mevzu da yok. Hava gri ve ben Ankara’da değilim. Oğlanın sınıfından pek sevdiği, pek sevdiğini bildiğim bir arkadaşının doğum günü partisi varmış. Çıktık, gittik, oğlanın pek sevdiği arkadaşına güzel bir hediye aldık, severim bir işe lüzumundan fazla alaka göstermeyi, onu güzel bir hediye paketi yaptırdık. Oğlanın umurunda olmayan detaylara da dikkat ettikten sonra, aldım, O’nu, mekana bıraktım. Hava gri. 2 saatim var. Aşağı yukarı iki saatim var. Burada takılsam, sigara içemem. İçerim içmesine de kötü örnek olurum elalemin çel çocuğuna. Yürüdüm biraz. Sigara içtim. Oturdum biraz bir köşede, gelen geçen insanları seyrettim. Sanki insanlar da gri gibi geldi bana. Kalktım. Geri döndüm. Mekanın önünde bıraktığım arabaya atladım, berberin yolunu tuttum. … Tıraş olmaya gitmediğim, daha kapıdan içeri adım atar atmaz -randevusuz, hele de günün bu saatinde, ki saat öğleden sonra 2 civarı gitmemden- belli olsa da berber yüzüme, ‘Valla abi bugün mümkün değil’ dediği vakitlerde baktığı gibi baktı. Onu rahatlatmak için ve esasen çay içmeye ve kafa dinlemeye geldiğimi çıraklara duyurmak için ‘Berber!
Edebiyat
İyilik yaptık bee:))
Bahcedeki Taze fasulyelerden bitsin de kurtulayım diye komsulara verdim diye valide sultan kızdı napim bitmiyor :)) İyilik yap sağ elin verdiğini sol el bilemesin iki gözümün çiçeğinin sözüne tabi olarak iyilik yap anneciğin bilmesin dedik ...