Neuromancer dehşetinden sonra uzun bir süre ‘’bkk’’ (bilimkurgu klasiği) okumam diyordum ta ki forumun etkinlik haberini gördüğüm güne kadar… Kayıp Rıhtım’ın hatırı sayılır üyeleri bilimkurgu okumayı sevdiği için bu etkinlik kaçınılmaz sondu.
Hemen kitaplığıma dönüp baktım ve Tanrı’nın Gözündeki Zerre bana göz kırpıyordu. Elime alır almaz çaresizce ‘’oku beni!’’ diye yalvaran seslerini duydum. Okunmak için gelen bu hevesli isteği geri çeviremedim. Bakalım çabalarının karşılığını alabilecek miydi yalvaran kitabımız?
Bilimkurgu okumaları konusunda pek yetenekli biri değilim baştan belirtmiş olayım. Yetkin olmadığım halde bu kitaba inceleme yazmak istedim. Umarım hoşunuza gider ve belki Tanrı’nın Gözündeki Zerre ilginizi çekebilir.
Öncelikle çeviriye ve birçok sıkıntıya rağmen keyifle okuduğum ve hiç sıkılmadığım bir uzay seyahatine çıktım. Diliniz varsa mutlaka yabancı bir kaynaktan okumanızı öneririm.
Tanrı’nın Gözündeki Zerre iki farklı yazara ev sahipliği yapıyor. Larry Niven ile Jerry Pournelle yeteneklerinin lütfuyla kalemlerini tokuşturarak uzaylılarla ilk temas hikâyesini yazıyorlar. Uzaylılar, uzay gemileri, galaksi imparatorlukları ve daha niceleri… Bu kitabın içine girdiğiniz ân da artık 3017 yılındasınız.
Dünya’dan çıkıp başka gezegenlerde hayat bulmuşuz, galaksinin içinde evimizin bahçesinde top oynuyormuşuz gibi koşturuyoruz ve artık Dünya antik dünya olmuş. Çok eskilerde kalmış şimdiki günlerimiz…
Gezegenlere dağılma sürecinde birçok sorun yaşandığı için insanlık her zamanki taktiğine başvuruyor; dünyada olduğu gibi uzayda da savaşmayı başarıyor, şaşırmadık. Savaşan ve savaştan bıkmayan insanlık bu sefer galakside yapıyor bütün bunları. Peki ne kadar insanız uzayda gemilerle fink atarken? Hep beklediğimiz varlıklar, hani şu tuhaf UFO’ları olan canlılar,