Puan vermedi·438 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 01:20
Her sayfayı çevirdiğimde, kelimeler artık mürekkep değil, damarlarımdan geçen bir öfkeye dönüşüyordu. Sınırlar siliniyor, satır aralarından içeri sızıyordum. Sanki o köyün tozunu yutuyor, o insanların suskunluğunu omuzlarımda taşıyordum. Ve her defasında, onun gölgesi uzadıkça içimdeki karanlık da büyüyordu. Abdi Ağa artık bir karakter değildi; bir ağırlıktı, bir boğuntu, bir düğüm. Sayfalar ilerledikçe nefesim daralıyor, adalet duygum kelimelere sığmamaya başlıyordu. O an anladım: Bazı hikâyeler okunmaz, yaşanır. Bazı kötülükler ise yalnızca anlatılmak için değil, karşısında durulsun diye yazılır. Eğer girebilseydim o romanın içine, elimde ne bir silah olurdu ne de bir güç. Ama bütün o bastırılmış seslerin yankısıyla yürürdüm üzerine. Çünkü bazen bir insanı yok etmek istemek, aslında onun temsil ettiği düzeni, korkuyu ve sessizliği yok etmek istemektir. Abdi Ağa bir insan olmaktan çıkmıştı benim için. O, cezasız kalmış her kötülüğün adıydı. Ve ben, o satırların arasında dolaşırken, ilk defa fark ettim: Ölüm bazen fazla kolay bir çıkıştı. Ben onun sonunu getirmek istemedim. Hayır… ben onun “son” diye bir şeyin varlığını unutmasını istedim. Zamanın uzadığı, vicdanın susmadığı, gecelerin bitmediği bir yerde kalmasını… her şeyin farkında olarak, hiçbir şeyden kaçamadan. Ve belki de en acısı şu: Kitabı kapattığında bile, o mücadele bitmez. Sadece sayfalardan çıkıp insanın içine yerleşir.
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,4bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2019 26. kitabı
Ay Işığı Sokağı, beş ayrı öyküden oluşan bir derleme. Kitap yaklaşık 80-120 sayfa arasında değişiyor (baskıya göre), bir solukta okunabilecek kadar akıcı ama her öykü ayrı bir yumruk gibi. 1. Ay Işığı Sokağı 2. Leporella 3. Nişan 4. Leman Gölü Kıyısında Olay 5. Avare Her öykü bağımsız ama Zweig’in imzası olan insan ruhunun karanlık köşeleri, bastırılmış arzular, ani kırılmalar ve trajik sonlar teması hepsini bağlıyor. Birçok okuyucu “hepsinin bir şekilde ölümle bittiğini” söylüyor; gerçekten de Zweig burada umutsuzluk, pişmanlık ve kaçınılmaz çöküşü çok sert işliyor. Bir yolcu, trenini kaçırınca Fransa’nın küçük bir liman kentinde geceyi geçirmek zorunda kalır. Ay ışığının vurduğu dar, pis, denizci mahallesinin sokaklarında dolaşırken uzaktan gelen bir arya sesi duyar (bir kadın şarkı söylüyordur). Merakına yenik düşüp o sese doğru gider ve kendini "Ay Işığı Sokağı" denen o karanlık, tekinsiz sokağa atar. Zweig burada korkuyu fiziksel bir varlık gibi resmediyor: Sokakların nemli kokusu, arnavut kaldırımlara vuran soluk ay ışığı, fahişelerin çığırtkan sesleri, bira ve balık kokusu karışımı… Okuyucu o sokağa adım attığı anda boğuluyor. Korku, merakla karışık bir çekim olarak başlıyor; yolcu “ne var orada?” diye ilerledikçe, Zweig’in cümleleri uzuyor, tekrarlar artıyor, tıpkı bir kâbus gibi döngüye giriyorsun. O sokak aslında her insanın içinde var olan “yasak, kirli, merak edilen” bölgeyi temsil ediyor. Okurken hissettiğin o boğuntu, Zweig’in en güçlü silahı: Psikolojik gerilimi atmosferle birleştiriyor.
1000Kitap
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202182,1bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mən Heathcliffəm..
Puan vermedi·500 syf.··
2026 2. kitabı
Uğultulu Təpələr romantik kitab deyil, bu kitab sevginin ən gözəl halı yox, ən təhlükəli halıdır. Oxuyarkən anladım ki, bəzi sevgilər insanı xilas etmir, içindən yavaş-yavaş yeyir. Heathcliff və Catherine bir-birini sevir, amma bu sevgi sakitlik gətirmir, qürur, qısqanclıq, inciklik və intiqamla yaşayır. Onların münasibəti o qədər xam və filtirsizdir ki, bəzən oxuyanda özümü narahat hiss etdim. Çünki bu, nağılvari sevgi deyil, insanın içində gizlətdiyi qaranlıq tərəfin açıq etirafıdır. Kitabın atmosferi ayrıca bir obraz kimidir. O uğultulu, küləkli təpələr sadəcə məkan deyil, personajların iç dünyasının səsidir. Hər səhifədə bir boğuntu, bir sıxıntı var. Heç kim tam günahsız deyil, heç kim tam pis deyil, hamı sevgi adı altında bir az qəddar, bir az yaralıdır. Və bəlkə də kitabın gücü buradadır: sevgini ideal göstərmir, onu çılpaq və bəzəksiz göstərir. Ən çox yadda qalan cümlələrdən biri də bu idi: “Mən Heathcliffəm.” Bu cümlə sevginin iki ayrı insan arasında yox, sanki tək bir ruhun iki bədənə bölünməsi kimi yaşanmasını göstərir. Amma bu birləşmə xoşbəxtlik gətirmir əksinə, hər ikisini məhvə aparır.Oxumaq emosional olaraq yorucudur. Bəzi yerlərdə əsəbiləşdim, bəzi yerlərdə ürəyim sıxıldı, amma bir an belə biganə qala bilmədim. Bitirəndə içimdə qəribə bir boşluq qaldı, sanki uzun müddət fırtınanın içində yaşamış kimi. Bu kitab xoş hisslər vermək üçün yox, iz buraxmaq üçün yazılıb. Və məncə ən güclü ədəbiyyat da elə budur: səni rahat buraxmayan ədəbiyyat.
Alıntı
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201258bin okunma
7/10
·698 syf.··
2026 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 15:04
Prey Drive adlı duet paranormal shapeshifter tarz içinde oldukça iyi bir seriydi .Fakat ilk sıkıntım öncelikle çok rahat tek 400-500 civarı bir kitap olması lazımken gereksiz iki kitap olması . İkinci sıkıntım ifade tarzı kötü değil fakat aşırı tekrar eden ve uzun süren grift povlar bu şekil olunca boğuntu yaratıyor bence . Christine Feehan okuyanlar varsa tam onun tarzı bakın . Ben iki kitaba toplam inceleme yazayım dedim . Noa annesinin ölümü ile vasiyetine uygun 8 sene önce sürgün edildikleri Fallamhain Sürüsü topraklarına gidiyor . Ve orada eski liderin öldüğünü ve oğlunun yeni lider olduğunu görüyor . Ve tam adamın nişanlısı oradayken kendisinin eşi olduğunu anlayıp farkında olmadan adamın kendi eşi olduğunu ilan ediyor . Ki bu o ortam için büyük felaket ortalık karışıyor kız hemen kaçıp yaşadığı yere dönüyor . Ren lider olarak 6 ay önce babasından aldığı konumu yeni oturtuyor .Bu arada sürünün dişi omega' ları yok oluyor sırf bunun için pek sevmediği bir sürünün kızı ile nişan ilan etmiş durumda . Noa'nın yaptığından sonra nişanlısının onuru için gidip Noa'yı rezil edip reddetmesi lazım ve bunu yapıyor mecbur . Bu arada Ren devamlı rüyalarında bir kadını yani aslında eşini görüyor ama net değil . Problem bu reddediş Noa'nın vücudunun yavaş yavaş ölümü demek . Kızın annesi dehşet güçlü bir cadıymış kız kurt ama kurt ortada yok ve yeteneklerini kimse bilmiyor . Oda kurtlar cadılar ile kurdukları bir yerde omega'ları kurtarıp hayata döndürüyorlar . Bir noktada bunlar gerçekten birbirlerinin eşi olduğunu anladı fakat tonla çetrefilli durum var . Bir yandan kız yavaş yavaş ölüyor adamın eş olarak kızı alıp ısırması lazım . Aksiyon dram aşk gerçekten gayet hareketli giden bir duet ama işte aşırı bayık uzun iç monologlar maalesef sekteye uğratmış seriyi . Tüm
RawKayleigh King · Kayleigh King · 20267 okunma
Puan vermedi
İlhan Berk, Requiem, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2004. DEMİR ÖZLÜ Demir Özlü 1935’te İstanbul’da rüzgarlı bir günde doğdu (ona rüzgar yakışırdı). Hukuk okudu, avukat oldu, şiirler yazdı. Yeni Ufuklar’ı ve yaşamayı sevdi. İlk öykülerini bu sevgiyle yazdı. Necatigil’in ünlü sözlüğünde bir varoluşçu diye geçer. En sevdiği sözcüklerin başında boğuntu, soluma, sokak gelir. 1976’da Bir Uzun Sonbahar’ı yayımladı. Nasıl biri olduğu böylece bilinsin istedi. Galata’nın İlkbelediye Caddesi’ ndeki Çinili Apartman’a taşındığında dünyalar onun olmuş gibi sevindi. Her sabah yalnızlığın gri kokusuyla uyanmaya başladı: Düşünce eski evler, eski eşyalar o zaman musallat oldu. O dönemler yaz ayları votka içtiği dönemlerdir. Yazlar böyle geçti. s. 129.
RequiemAntonio Tabucchi · Everest Yayınları · 202549 okunma
Nostalji
Puan vermedi·440 syf.··
2025 68. kitabı
Bazı kitapların kapak tasarımları o kitabı okumak için davetiye çıkarır adeta... Eski zamanların hafızalarımıza işlenmiş simgelerinden biri, kırmızı karanfillerin olduğu, altı püsküllü desenlerle bezeli perdelerdir hiç şüphesiz. Mircea Cartarescu’nun “Nostalji” adlı eseri de işte bu simgeyi taşıyan kapak tasarımı ile karşıma çıktı. “Nostalji”, sıradan bir roman olmanın çok ötesinde; hafıza, çocukluk, beden, iktidar ve bilinçaltı arasında gidip gelen, edebiyatın sınırlarını zorlayan bir metin... Romanya’nın totaliter geçmişiyle bireysel bilinç arasında karmaşık bir bağ kurulmuş. Bu durum kitabı, estetik olmasının yanında tarihsel ve politik bir belge haline getirmiş. Bu yüzden “Nostalji” okuyucusundan edilgen bir alımlayıcı değil, metnin labirentlerinde yolunu kaybetmeyi göze alan bir zihinsel yol arkadaşı olmayı talep ediyor. Cartarescu’nun dili yoğun, katmanlı ve bilinçli biçiminde taşkın. Gerçeküstü öğelerle örülü anlatı sık sık rüyaya, halüsinasyona ve bilinç akışına yaslanıyor. Yazar klasik olay örgüsünü bilinçli olarak parçalıyor. Zaman çizgisi doğrusal değil ve mekanları iç içe geçmiş halde kullanmış. “Üstelik düşte ağlamak gerçekte olduğundan daha da iç parçalayıcıdır.” Bu cümle kitabın şiirsel yanını da gösterir nitelikte. Bu yaklaşım metni klasik nostalji duygusundan ayırıyor. Burada nostalji geçmişe duyulan masum bir özlem değil; bastırılmış arzuların, travmaların ve kayıpların estetik bir patlaması gibi sunulmuş. “Nostalji”, Çavuşesku döneminin Romanya’sını doğrudan anlatmıyor; fakat totaliter rejimin birey üzerindeki baskısını, metnin her hücresine sinmiş olarak görüyoruz. Çocukların oyun alanları, apartman boşlukları, okul bahçeleri; devletin görünmez gözetimi altında şekillenen mekanlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu anlamda kitap için, politik
1000Kitap
NostaljiMircea Cartarescu · Holden Kitap · 2025161 okunma