[...] Yaşantıların en mutluluk vericisi okumak. Ha,
okumaktan çok daha iyi bir şey var, o da yeniden okumak, okuduğunuzun daha derinine inmek, onu zenginleştirmek. Az okuyun ama daha çok okuduklarınızı ye niden okuyun derim. [..] Kaderimde okumak, hayal kurmak, eh, belki de yazmak olduğunu biliyordum, ama esas olan bu değildi. Ben cenneti her zaman bir bahçe olarak değil, bir kütüphane olarak düşünmüşümdür.
Borges
Buenos Aires Üniversitesi Felsefe ve edebiyat okulunda İngiliz edebiyatı dersleri verirken edebiyat tarihini elden geldiğince es geçmemeye çalışmıştım. Öğrenciler benden kaynak istediklerinde, "Kaynakçayı ne yapacaksınız?" derdim onlara. "Shakespeare'in Shakespeare eleştirmenlerinden haberi mi vardı? Doğrudan doğruya metinleri incelesenize. Kitabı beğenirseniz, sorun yok; beğenmezseniz okumayıverirsiniz. Zoraki okumak kadar saçma bir şey olamaz; ancak zoraki mutluluktan söz edilebilir. Bence şiir duyumsanan bir şeydir. Şiiri duyumsamıyorsanız, güzellik duygusundan yoksunsanız, bir öyküyü okurken biraz sonra neler olacağını merak etmiyorsanız, yazar sizin için yazmamış demektir. Bırakın o öyküyü bir kenara. Edebiyat karşınıza ilginizi çekebilecek ya da bugün ilgi duymazsanız da yarın okuyabileceğiniz başka bir yazar çıkaracak kadar zengindir.
Geçirmek zorunda olduğu gün sayısını kesin olarak biliyordu. Hedefine ulaştıktan sonra artık zaman duracaktı, daha doğrusu bundan sonra gelişecek olaylar umrunda değildi. Mutluluk ya da özgürlük bekliyormuş gibi bekliyordu bu tarihi. Saatine sürekli bakmamak için durdurmuştu onu, fakat her gece saat on ikide hüzünlü çan seslerini duyunca takvimden bir yaprak koparıyor ve bir gün daha gitti diye düşünüyordu.