Dünyada eril tahakküm, cinsiyetçi iş bölümü ve eşitsizlikler olmasaydı, bunlara karşı direnen bir akıma da gerek kalmazdı.
Din, siyaset ve tarih yüzyıllardır birbirini besleyen, meşrulaştıran bu alanların gücü erkeğin elinde. İşin asıl can alıcı kısmı şu: Bu alanlar sadece erkekler tarafından yönetilmedi; doğrudan erkeğin çıkarına ve onun bakış açısına göre inşa edildi.
Kadınlar yüzyıllardır kendilerini eril toplumun kurallarına göre ya da onlara karşı direnerek tanımlamak zorunda kaldılar.
Özetle feminizmi eril toplum doğurmuştur.